Kazgan – 1982′den

kazgan 1982
şaban’a mektup
sevgili şabancığım,
merhaba! aaa! niye öyle suratıma bön bön bakıyorsun, tanımadınmı yoksa? canım, ben sana hep cebeci’den yazan… tabii, sende haklısın şabancığım, sana mektup yazmayalı epey oldu. şaka maka tam sekiz yıldır hiç haberleşememişiz. eğer şehmuz abimiz eski mektuplarını, arkeolojik kazıları sonunda bulmasaydı, daha uzun zaman birbirimizden haber alamazdık. “öğretim elemanı” filan ama yine de epey yararı olmuş tüllaba, baksana sekiz yıl aradan sonra onun sayesinde sesimizi duyurabiliyoruz.

eee, nasılsın bakalım görüşmeyeli? beni sorarsan bir sürü anlatacağım var. 71’den beri türkiye’nin “umumi manzarası” değiştikçe, biz de “hapşuran türkiye, zatürre olan mülkiye” hesabına değiştikçe değiştik. belki son mektubumda dekan mümtaz soysal’dan söz etmişimdir, önce dokuz ayda onu eskittik, ardından sırayla ruşen keleş’i, feyyaz gölcüklü’yü, gündüz ökçün’ü ve sonunda sevgili cevat babamızı…

bu yıllar içinde gelenler, gidenler ve hepten bizi terkedenler oldu. seha meray’ımızı, aziz köklü’müzü, yılmaz günal’ımızı, a.şükrü esmer’imiz ve sevgili turan güneş’imizi kaybettik. bu arada yeniden kazandıklarımız da vardı. meclis’ten re’sen emekli olan eski hocalarımız gündüz ökçün ve a.taner kışlalı asıllarına rücu ederek mülkiye’ye döndüler. unutmadan ekleyeyim hocalarımızdan feyyaz gölcüklü, turgut tan, beşir hamitoğulları ve ilhan öztrak da bizlerle mikro düzeyde uğraşmaktansa türkiye sorunlarıyla makro düzeyde uğraşmayı uygun bulduklarından devlet görevleri almayı tercih ettiler. bilsay kuruç hocamız da bir süre ekonomik analizlerini yerinde yaptıktan sonra gelip bizlere izlenimlerini anlattı. yalnız onlar mı? ismail türk’ümüz, batamayan bankerlerle, yüksel koç- yalkın’ımız iş bankasının aktif- pasifleriyle uğraşıp mekteb-i mülkiye’den yalnız ineklerin değil yetenekli yöneticilerin de çıkabileceğini kanıtladılar.

sana daha kimlerden söz etsem ki? mümtaz hocamızın* derslerinden vakit buldukça yazdığı açıları genişleterek başka gazetelere de dirsek temasına geçtiğini duyduk ama şabancığım günahı söyleyenlerin boynuzuna… sonra ünlülerimizinden mıhçı’yı* iyi tanırsın değil mi? uzun zamandır kazganda yer alan mıhçızade cemal efendimiz, türk lisan-i alisini, kendi fikr-i şahanesine göre teb’dil eylemekle meşgul. haşmetlu hocamız sayesinde mekteb-i mülkiye-i şahane’de yeni lisan derslerinin tedris edilmesi mecburiyeti üzerinde durulmaya başlandı.

hazır söz kamu yönetimi kürsüsünden açılmışken sevgili kurthan hocamızı da analım. spor şenlikleri düzenlemek ve maçlarda hakeme atılan lafları tirübünlere iade etmekten arta kalan vaktinde azıcık da derslerle ilgilenen şirin dekan yardımcımızı her zaman şu sözleriyle hatırlayacağız: (sansür)

sonracığıma biri giyimi, diğeri ahmet özhan benzeriyle kızların gönlüne taht kuran yüksel ersoyumuz ve erden öney ‘imiz var. onların her hareketinden her bakışından kendilerine pay çıkarmak isteyen kız öğrencilerin sıraları doldurduğunu gören müzmin bekarlarımızdanbülent daver ve beşir hamitoğullarının kıskançlıklarını belli etmemek için kendilerini işlerine verdikleri rivayet olunuyor, ama sen yine benden duymamış ol…

şabancığım, iki gözüm… hep hocalarımız hakkında yazdığımızı, bunun haksızlık olduğunu düşünüyorsun belki de. bir açıdan doğru, hocalarımız kazgan’ın geleneksel malzemesidir. ama bize de hak ver sevgili dostum, hem kaç yıldır ilk kez elimize fırsat geçiyor hem de onları ancak böyle “gıyaben” eleştirebiliyoruz.

neyse aklına gelen münafık fikirleri at kenara da beni dinle; sana sır vereyim: tüllabın anasını ağlatan bedros’umuzun bu eylül’de emekli olacağı söylentileri okulda dolaşmaya başladığından beri öyle bir şenlendiki okul, mülkiye, mülkiye olalı böyle bir şenlik yaşamamıştır ama onun gidişiyle okulda doldurulamaz bir boşluk olacağı da kesin; şabancığım, çünkü hiçbir hocamız öteki dünyada çekceğimiz cehennem azabının bir örneğini bu dünyadayken ondan iyi bizlere gösteremezdi! yoo! aslında bu konuda sevgili orhan türkay’ımızın yeteneğini yabana atmamak gerek. sınavlarına giren değerli öğrencilerin askari altı saat ter döktüğünü bu arada kıvır kıvır kıvrandığını gördüğü için yemekhaneye de sınav salonu açtırmaya niyet lendi. (zaten her sınavına okulun % 60’ı girdiğinden başka salon da kalmamıştı. bu konuda, çevre okullarından ödünç sınav salonu talep edileceği de söyleniyor). aynen bedros’umuz gibi onun da eylül’de terk-i diyar edeceği dedikoduları da, özellikle tahsildaran sınıfını mesut ve bahtiyar etti.

aaa, nerdeyse ilber’imizi unutacaktım! en değerli kazgan malzememiz hakkındaki ayrıntıları ona ayırdığımız özel sutünumuzdan izleyebilirsin. hoş o inciler bile onu tanımayanlara onu anlatmakta yetersiz ya!… diğer kazgan malzememiz bülent daver ise halen emel sayın’la uğraşmakta. fermanlarda söz edildiği gibi allah tez vakitte muradını – pardon – emel’ini versin., amin.

okulumuzun en şık giyinen hocamızdan mehmet gönlübol’un iv ulusları nükleer silahlarla ilgili filmler seyrettirme vaadiyle kandırarak amerikan kütüphanesine götürüp, orada renkli video’dan carter ile brejnev’in aşkını seyrettirdiğini öğredik şabancığım… yine uluslar hocalarımızdan; çarptığı sıra köşelerine bile “pardon” diyecek kadar nazik ömer kürkçüoğlu’na öğrencileri törenle “monşer” unvanını verdiler. zaten ulusların dersleri de çok eğlenceli oluyor; şükrü gürel zorda kaldığında öğrencilerinden kağıt mendil ve sigara, türkkaya ataöv’de otobüs bileti istiyor.

şabancığım, sınav dönemi yaklaştığında bazı hocalarımızın şaibeli hareketleri bizleri çok ürküttü. hele çelik arıoba ile kurthan fişek’in haziran sınavlarından bir hafta önce “rocky ii” filmini büyük bir zevkle izlediğini gören kazgan muhabirine, verdikleri demeçte sınavlar için hazırlık yaptıklarını alenen belirtmeleri ister istemez bir panik havası yarattı buna bir de baskın oran‘ın fermanlara geçen köpeği eklenince, mektebin hal-i pür melalini var sen anla şabancığım…

şabancığım, unutmadan söyleyeyim sömürgemiz byyo, yıllardan sonra, depoda çürüyen malzemelerini çıkararak kapalı devre radyo yayınına başladı. her ne kadar bazı münafıklar buna”kapalı devre teyp yayını” dese de inanma. rıfat aras hoca “bu münafıkları yakalarsam ben bilirim yapacağımı” diyor. laf basın-yayın’dan açılmışken devam edelim. yazgülü aldoğan hocamız, görünüm’de reklam ve yardım almadan ayakta kalmak ve tiraj almakla övünürken, onbir yıl aradan sonra yapılan inek bayramı hakkında gazetesine tek bir satır bile koymayarak iyi bir habercilik dersi verdi. sonunda protestolara dayanamayarak ve kendi kendini tekzip ederek bir ay sonraki sayıda inek bayramı’ndan “lütfen” sözetti. şabancığım. byyo ile ilgili sohbetimiz henüz bitmedi. kahvenin kimya olduğu zamanda byyo kantininde kahve satılması tüllabı oraya abone olmaya itti.ama akedemik şov’da byyo kantininin canlandırılması arkadaşları üzdüğü için şovmenleri kantine almak istemediler ya neyse. “kol kırılır yen içinde kalır” misali çektik sineye…

sevgili şabancığım, hocalardan basın –yayın’dan, sınavlardan söz ettik.azıcık da okulun genel manzarasını anlatayım sana. bir yemekhanemiz varki, akıllara ziyan… komando eğitimi, yemek kuyruğunda beklerken çektiklerimizin yanında hiç kalır. kuyruk çoğu kez mitoz bölünme ile enine çoğalıyor. ya yemekler! en çok uluslar öğrencileri rağbet ediyor; çin lokantası menüsündekiler gibiymiş de… not işleri ise engelli arazi görünümünde. bir gizli servis edasıyla çalışıyor, “ser verip sır vermiyorlar”. ve kütüphanemiz… aslında oradan yalnızca söz etmek bile tüyleri diken diken etmeye yeterli. geç gelen kitabın günlüğü on kat. vergi dairesine döndü mübarek.
yıllardır toplanan imzalar, dökülen diller sonunda, kantinimiz de açıldı sevgili dostum.bir western filmi dekorlarından aşırıldığını, ister istemez her girişimizde düşündüren kapısıyla mülkiye’yi bir hollywood stüdyosuna çevirdik.

şabancığım, asırlarca aradan sonra, anlı şanlı inek bayramını da kutladık: duasıyla, fermanıyla ve vazgeçilmez ineği ile… yine pek çok yetenek çıkardık.fotoğrafta, çizgide, müzik, spor ve tiyatroda “bir numara” ydık senin anlayacağın. fakülte çoğu kez bir panayır yeri görünümündeydi. son gün sergilenen akedemik şov da oldukça beyenildi. neler yoktuki için de. hocaları bir güzel alladık pulladık, tüllabın acıklı hayat hikayesini anlattık. bizler hocalardan zılgıt beklerken “beni niye almadınız” diyenler çıkmaz mı?

şabancığım, herşey bitip sıra kazgan’ı çıkartmaya geldiginde, yine önümüze sorunlar çıkmaya başladı. koca okulda günlerce çalışacak yer aradık. bülent daver hocamız prensiplerinden dolayı bizleri kapının önüne koyduğunda, vahdet aydın hocamız işletme iktisadı enstitüsü’nde bir yer verdi. ama oda sık sık denetlemeye geldi. “çocuklar sigara içmeyin, karpuz kesmeyin, baklava açmayın” gibisinden şeyler söyledi.

şabancığım, daha ne yazayım? aslında yazacak şey çok, sekiz yılın hasreti iki üç sayfada bitmiyor ama, kafamdan geçen herşeyi yazmaya kalksam, kazgan’ın hepsini doldururdu. allahtan duamız, sana yine böyle uzun süre hasret kalmamak. inşallah “mücbir sebepler” ortaya çıkmazda seninle yine tatlı tatlı yazışırız. eğer sana yazamazsak bize sakın küsme. biliyorsun seni unutmamız mümkün değil. mülkiye ve mülkiyeliler var oldukça her kazgan’dan sana bir mektup; gönderilecektir. farkındayım, elde olmayan sebeplerden dolayı bana cevap yazamıyorsun ama benden farklı düşünmediğini adım gibi biliyorum. mektubuma son verirken, gözlerinden hasretle öper, çoluğa çocuğa ve de bütün soranlara

selam ederim. kal sağlıcakla.
seni çok seven kardeşin

URL: http://cerideimulkiye.com/?p=1226

Editör - 5 Nis 2011. Kategori Kazgan'dan, Mülkiyeden. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım Gabfire themes