Parmaklıklar Ardında…Sinop Cezaevi. – Canan YILDIRIM

Ağır adımlarla çıkıyorum dar ve dik merdivenleri, merdivenlerle aynı darlıkta olan demir kapıyı aralarken, nasıl bir görüntüyle karşılaşacağıma dair hiçbir fikrim yok. Kafamdaki tüm cezaevi profilleri ya belgesellerden ya dizilerdekinden ya da filmlerdekinden ibaret. Avluda volta atan mahkumlar, piknik tüpü üzerinde demlenen çay, asık suratlı gardiyanlar, hayaller, hikayeler, bir parça gökyüzü için parmaklıklara yapıştırılan yüzler.

Ama burada hiç biri yok, adeta bir mezarlık sessizliğinde herşey, öyle yorgun öyle yıpranmış öyle içli…Hani “duvarların dili olsa” derler ya dili olsa ağlamadan anlatabilir miydi duvarlar bilemiyorum ama mahkumların ilk karşılama/bekleme bölümüne geldiğimde -gördüklerin göreceklerinin yanında hiçbirşey- hissiyle birlikte ilk düğüm takılıyor boğazıma. Dar bir koridorda karşılıklı sıralanmış bir dizi kapı ve arı peteğindeki bölümleri andıran göz göz odacıklar. İçine girdiğimizde sağa sola dönmekte zorlandığımız ancak geri geri yürüyerek çıkabildiğimiz, karanlık duvarları kim bilir hangi yüzlere tanık olmuş betondan tabutlar.

Bu bölümü benimle birlikte gezen arkadaşım Ebru ile şaşkınlık bir o kadar da ürperti içinde öylece duruyoruz koridorda, sessizliğimizi diğer ziyaretçilerin ayak sesleri bozuyor, iyi ki kapalı yer korkum yok diye geçiriyorum içimden, koğuşlara dağıtılmadan önce ne kadar duracağım belli olmayan bu hücrelerde öylece beklerken çıldırmamak sanırım pek mümkün olmazdı. Kısa bir kurgu yapıyor ve cezaevinin diğer bölümlerine doğru geçmek üzere geldiğimiz dar merdivenlerden bu defa hızlı adımlarla iniyoruz.

İlk izlenip hep önemlidir derler, evet gerçekten de ilk izlenim önemli, hatta bizi ilk karşılayan yer öyle bir izlenim bıraktı ki, cezaevinin tamamını gezmeden duvarlardaki izlere dokunmadan ziyaret süremiz dolacak ve gitmek zorunda kalacağım korkusu beni şimdiden sardı.

Hemen yan tarafta çocuk ıslah evini görüyoruz. Fakat oraya gitmeden önce önünden geçtiğim bir pencerenin kırık camından gözüme takılan zincirler dikkatimi çekiyor, durup bakıyorum, dar görüş açımdan seçebildiklerim; prangalar, zincirler, kelepçeler ve birkaç şey daha, makinemi dar boşluktan uzatıp içerinin fotoğrafını çekmeye çalışıyorum. Ekrana yansıyanlar için ne desem ne söylesem boş, aklıma gelen tek şey “insan için kullanılmış olamaz bunlar, insan için kullanılmış olamaz” , suçu ne olursa olsun, cezaevlerinin suçluları yaptıklarının farkına varmaları ve yeniden topluma kazandırılmaları için kurulduğunu sanırdım. En azından kaynaklar böyle derdi. Ama bu araçlarla muamele gören bir insan ıslah olmak yerine eminim daha da insanlıktan çıkar, canavarlaşır.

Nasıl kullanıldıklarını gözümün önünde canlandırmak bile istemiyorum. Pencerenin önünden ayrılırken hemen yan tarafta yeralan önceleri pek dikkatimi çekmeyen fakat içeri girip çıkanların gözlerindeki “girip bakmalısın” ifadesi sonucu demirden kilitli çürümeye yüz tutmuş ahşap kapıyı aralıyorum. Acı bir gıcırtının eşliğinde acı bir çığlık yükseliyor sanki kulaklarımda ve biraz önce kırık pencerenin ardından gördüğüm aletlerin kullanıldığı yer tüm can yakıcılığıyla karşımda. Adeta bir mağara burası, toprak-kaya karışımı duvarlarından hala nem akan, rutubet kokan bir mağara. Duvara eşit aralıklarla çakılmış zincirlerin ucundan sarkan kelepçeler hala durmakta. Zincirlere paralel uzanan yerdeki iki ince oluk dikkatimi çekiyor, orta noktada birleşen bu iki oluk biraz daha kalınlaşıp tek bir hat üzerinden köşedeki alaturka tuvalet taşına benzeyen deliğe bağlanıyor.

Bir işkence mağarası ve biraz önceki zincirler, prangalar, sanırım gerisini siz kolayca birleştirebilirsiniz. Zira benim buraya yazmaya elim gitmiyor.

Karanlık, rutubetli, ürkütücü bu yerden bir an önce çıkmak istiyorum, duvarlarda yankılanan çığlıklar, kulaklarımdan beynime bir uğultu halinde, her defasında biraz daha artarak ulaşıyor.

Ve boğazımda bir düğüm daha diğerinin ardında hemen yerini alıyor.

İkinci bölümde görüşmek üzere…

Bu gezi Natureist doğa ve fotoğraf etkinlikleriyle yapılmıştır.

http://www.fotografplatformu.org

URL: http://cerideimulkiye.com/?p=20117

Editör - 21 Şub 2012. Kategori Fotoğraf, Yazarlar. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım Gabfire themes