X’den sonra, Z’den önce : CEO Kuşağı-Nihan YILDIRIM | Ceride-i Mülkiye

X’den sonra, Z’den önce : CEO Kuşağı-Nihan YILDIRIM

Yönetime kafa yoranlar, kategorileştirmeye bayılırlar, insanları, kurumları, sektörleri… E nesiller de aldı bundan payını, kuşaklar X, Y, Z oluverdi. Bu muhteşem üçlünün Matematikte yüzyıllardır süren popülaritesi, sosyal bilimlere de taşındı.

Bizim X kuşağını bilmeyen kalmadı artık. Hani şu II. Dünya Savaşı sonrası yaşanan bebek patlamasıyla anılan, çalışkan karıncalar kuşağından sonra gelenler, “yaşamak için çalışanlar”. Hatta içlerinden bir kısmı, çalışma konusunda sınır tanımadı, dünyayı değiştirmeye bile kalkıştılar. 1965-1979 arası doğanlardan oluştukları konusunda genel bir kabul var. Nispeten sinik bir kuşak, yeni neslin deyimiyle biraz “ezik”.

Ne 68 ruhumuz var, ne de AVM ruhumuz. Arada sıkıştık kaldık. Mortgage’dan korktuk, yüzüklere, Mordorlara sığındık. Tüketimden mutlu olamadık ama, herkes yapıyor diye tükettik biz de. Herkesin yaptığını yapmak, herkesin gittiği yoldan gitmek rahatlıktı belki X kuşağı için. 70 ve 80’lerde müzik ve moda alanındaki tuhaflıkları bir yana bırakırsak, sıradanlığın ılık rahatlığına düşkünlüğümüz, belki yönetilmemizi de kolaylaştırdı. İyi çalışanlar olduk aslında. Yine de suskun at misali, 40’lı yaşlardan sonra biraz sarstık bu teorileri gibi de geliyor etrafımdaki yaşıtlarımın hayatlarındaki keskin kırılımlara bakınca. Ama genellemelerin tuzağına düşmeyelim, Yöneticiler için X kuşağı “can”dı sonuçta.

Bizden sonra Y’ler geldi, söylenenlere bakılırsa daha hırslılar. Şimdi üniversite sıralarında olanlar da, genç profesyoneller de bu kuşaktan sayılıyorlar. Çalışmayı X’ler kadar sevmeseler de, daha çok çalışıyorlar aslında. Galiba tüketmeyi daha çok sevdiklerinden, tüketebilmek için de zenginleşmek gerektiğinden, daha fazla mesaileri var. Yönetmeyi bilenlere, altın madeni gibiler yani. Sadece kolları ile değil, kafaları ve gönüllerini de katıyorlar işe, tabi ikna edebilen yöneticilere düşmüşlerse.

Ve çoğu kendine daha güvenli. Ve çoğunun gözü yüksekte. Ve fakat hemen hepsi endişeli, gelecekten şüpheli… Ee, X kuşağı hammadde yoklukları ve siyasi krizlere şerbetliydi, Y kuşağı ekonomik krizlerle islah edildi bir nevi.

Ama bu kuşağın çalışanlarının çok belirgin bir özelliği var ki, yaşlarından bağımsız olarak, önemli bir kısmı CEO olmak istiyor. Sektör, ülke, şehir, alan ayırmadan hem de. Üniversitede hele de işletme, mühendislik ve bunlarla ilgili disiplinlerarası alanlarda, yani “iş dünyasına” daha yakın bölümlerde okuyanlar, hatta buraları hedefleyen lise sıralarındaki gençler bile CEO olma hayali kuruyor. Chief Executive Officer yani, eskilerin Genel Müdür dediğinden… Türkçeye çevirmesi zor. Şef, baş, yönetici, ama memur. Şirket hissesine sahip olsa da, patron değil, memur.

İşini kurmak, kendinin patronu olmak isteyenler de azımsanmayacak sayıda aralarında ama, ibre büyük farkla CEO olmaktan yana. Üniversitelerin kariyer günlerinde, yada liselerin Üniversite tanıtım günlerinde, “bu bölümden çıkılınca CEO olunabiliyor mu?” yada “sizin şirkette kaç yılda CEO olunuyor?” sorularının frekansını anlamak üzere kayıt düşmeye başlamamamış olmamız ne kötü. Durumun boyutunu anlamak için kilit yerler orası çünkü. Yönetim bilimcilerin bu tür etkinliklerde, bir salonda, yanlarında da kanlı canlı bir yada birkaç CEO ile hazır ve nazır bulunup, her gelene “CEO nedir, ne değildir?” eğitim ve bilgilendirme sunumu yapmaları yakındır belki.

Kimse iyi bir uzman olmak istemiyor zaten ne zamandan beri. Ama Y kuşağının önemli bir bölümü “işi yapan” da olmak istemiyormuş, kısa bir süreliğine belki. Ki haksız da değiller belki, çünkü bu sürecin “işi yapma” kısmının neredeyse bir ömür aldığını da acı tecrübelerle öğrendi önceki nesiller. Ama bu ortak arzu, “herkes yönetecekse, kim çalışacak?” basit sorusunu gündeme getiriyor ve bilindik özne-nesne ilişkisinin, iş dünyasında devamını tehlikeye sokuyor. Akıl kurcalayan bir başka nokta da yönetmeye meraklı bu kadar büyük bir kitlenin var olmasının hayra alamet olup olmadığı.

CEO olmak, güvenceli yüksek gelir elde etmek, makam arabası, en iyi olanaklarda seyahatlar, şık bir ofis, iyi bir asistan, toplum içinde saygınlık demek belli ki bu nesilde.

Ama CEO olmak aynı zamanda;

24 saate yakın mesai, yönetim kuruluna karşı, hissedara karşı, çalışana karşı, topluma karşı ağır sorumluluk;

Sürekli hissedarın kısa dönemde yüksek kar, haliyle hemen yüksek hisse değeri beklentisiyle, şirketin misyonunu sürdürülebilir şekilde gerçekleyebilecek uzun dönemli stratejiler uygulama zorunluluğu arasında sıkışıp kalmak;

Yönetim Kurulu’nun da zamanında onayladığı tüm kararlardan, uygulama ve sonuç çuvalladığında, tek sorumlu tutulmak ;

Kendin seçmediğin ekiple, kendin tasarlamadığın organizasyon yapılarıyla, yine kendi kabul sınırlarının çok ötesindeki hedefleri gerçekleştirmek zorunda olmak;

Kendi işini kurmaktan fazla riskli olduğu düşüncesi ile CEO’luğu tercih ederken, bunca sorumluluk ve kendi seçimin bile olmayan onca riskin altına girmek… de değil mi?

Az riske teşne, bir önceki 68 kuşağından da bir miktar “kolay yaşa” virüsü kapmış bir X kuşağı üyesi olarak,

“Araba, asistan, plazanın üst katı, italyan takım elbise/döpiyes iyi güzel de, Uykusuz her gece ve tatilsiz her yaza değer mi?”… diye sorasım geliyor Y kuşağının çoğunluğuna.

Ama suları da fazla bulandırmamak, gençlerin hayal ve tercihlerini sorgulamamak en iyisi tabi ki. Yoksa “bizim zamanımızda böyle miydi?” sayıklaması, kanımızda dolaşan bir virüs gibi . Hatta sistemin geneline bakılırsa aslında yeni nesillerin bu tür arzularının, çok geçerli nedenleri olduğunu da anlamak zor olmuyor.

Sonra duyuyorum ki, sırada da Z kuşağı var imiş. Malum işte, mobil, şebeke, anti-konsantre çocukların nesli. Onlarla ilgili tahminler daha da ilgi çekici; tatminsiz, dikkatsiz ve ultra tüketici, bağımsız ruhlu…

Sonuçta onların deyimiyle “dinazorlar”, kendi deyimimizle ise “bir sonraki kuşakla çalışmış “damdan düşenler” olan biz X kuşağı üyelerine, CEO koltuğuna tırmanan Y kuşağına, yakın gelecekte yönetmek zorunda kalacakları bu, ele avuca sığmaz da, bir ekrana sığar Z kuşağıyla mücadelelerinde başarı dilemek kalıyor.

Bir de, “Bu dahil, tüm genellemeler yanlıştır” demiş ya Einstein. Nedense, bu kuşak meselesine kafa yorarken bu söz aklımdan hiç çıkmıyor.

Kaynak-BilgiÇağı

URL: http://cerideimulkiye.com/?p=31335

Editör - 16 Nis 2013. Kategori Ekonomi, Girişimcilik, Köşe yazıları, Yazarlar. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım Gabfire themes