SBF Dekanı Prof. Yalçın Karatepe: ‘Artık 68 kuşağı yok Gezi kuşağı var’

SBF Dekanı Prof. Yalçın Karatepe’ye göre “Gezi kuşağı ezber bozacak!” Karatepe üniversitede başörtüsü için de şu yorumu yapıyor: ‘Başörtüme karışmayın’ diyorsa, karışmayın kardeşim!
ODTÜ’de yaşanan başörtüsü olayı ve Gezi’yi takip eden gelişmelerle ilgili Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yalçın Karatepe’den önemli açıklamalar geldi. Adı CHP’nin Ankara adayları arasında geçen Karatepe, VATAN’ın sorularını yanıtladı:

- Gezi olayları gözleri üniversitelere çevirdi… Bir anlamda içlerinden biri olarak bu çocukları nasıl anlatıyorsunuz?

Ben aslında Türkiye’nin şaşırmış olmasına şaşırdım. Cebeci kampüsündeki bir dekan olarak bu kuşağın olduğunu görüyordum zaten. Ama galiba bir şeyin bilinmesi için haber olması gerekiyor. Ben de şuna şaşırdım diyebilirim. Özgürlük talebinin sadece üniversite çağında, biraz toplumsal ve politik duyarlılığı olan genç kuşakta olduğunu düşünüyordum. Ama olaylar bunun sınırlandırılabilecek bir grup olmadığını gösterdi. İşçiler, beyaz yakalılar, ev kadınları muhafazakarlar… Siyasi yelpazenin her tarafından insanlar var. İnsanlar yaşam biçimlerine müdahale edilmesini istemiyorlar. Bunu sevindirici buluyorum.

- İktidar olayların hükümeti yıkmaya yönelik bir girişim olduğunu savunuyor…

Bunu duyduğumda bir Türk vatandaşı olarak üzülüyorum. Yani bu milletin aklı yok, kendi başına bir şey talep etmesini bilmiyor, düşünemiyor. Ama birileri gelip bunu organize ediyor. Bu insanlara yapılacak en büyük haksızlık, belki de en büyük hakarettir. ‘Sizin aklınız yok, özgürlük talep edemezsiniz.

- Provokatörler yok mu size göre olayların içinde?

Var. 31 Mayıs sabahı sabah 5’te o parka girip o çadırları yakanlar provokatörlerdir. Büyük toplumsal olaylarda arzu edilmeyen durumların ortaya çıkması olasıdır. Milyonlarca insan sokaklara döküldü. Arzu edilmeyen şiddet olayları tabii ki yaşanmıştır. Bundan elbette üzüntü duyduk. Ama süreci iyi yönetemeyen siyasilerin ve güvenlik güçlerinin büyük sorumluluğu var. Protesto hakkı anayasal haktır.

- ‘Bu çocuklara şaşırmadım’ dediniz. 90 kuşağını teknolojik 68’ler olarak tanımlayabilir miyiz mesela?

Kariyerime başladığım günden beri 18 -22 yaş grubuyla birlikteyim. Benim yaşım ilerliyor onların yaşı hiç değişmiyor (gülüyor). ‘Bizim zamanımızda’ diye başlayan cümlelerden hoşlanmıyorum. Bizim zamanımızda imkanlar sınırlıydı. Ama hepimiz koltuğumuzun altında üç kitapla kahveye giderdik. Bu çocukları yakından tanımazsan uzaktan bakınca mobil cihazla oyun oynayan gençler görürsünüz. Ellerinde kitap yok diye. Ama o çocuklar kitap, gazete okuyor. Benim zamanımda basılan kitabın yirmi katı daha fazla kitap basılıyor Türkiye’de. İddia ediyorum bu çocuklar okuyor.

- Bu kuşağı 90’lar olarak mı anacağız?,

68 kuşağına benzetenler var ama 68 kuşağı o dönem üniversitede olanları kapsıyor. Böyle baktığınızda 2013 kuşağı demek lazım. Bunun da söylemesi zor. Ben onlara Gezi kuşağı diyorum.

Çünkü ezberler yanlış- İstanbul United, birbirinden ilginç sloganlar… Ezber bozmaya devam edecekler mi?

Evet ezber bozacaklar. Ama yapılmış olan ezberler yanlış. 70’li, 80’li yılların kavramı, kuramı siyasi anlayışıyla bu çocukları anlamanız mümkün değil. Burada asıl çıkış, özgürlük talebidir.

- Dünyada da bir Gezi Kuşağının izlerini görüyor musunuz?

Var elbette. Bizimkiyle aynı döneme denk gelmesi gerekmiyor. 68 kuşağı diyoruz ama 70’li yılların sonuna kadar süren bir dönemden söz ediyoruz. Yunanistan, Brezilya…Mısır’dakiler ne talep ediyor? Bu sadece üç aya sıkışmış bir dönem değil. Son 3, 5 yıl içinde başlamış, etkileri önümüzdeki 10 yıl sürecek bir süreç. Buna bağlı olarak ben dünyanın daha iyi bir yer olacağına inanıyorum. 68 dönemi yaşanmasaydı 70, 80’li yılların özgürlükçü ortamı olabilir miydi? Eğer siyasetçiler değişen dünyanın farkına varmazlarsa toplumsal sorunlarla karşı karşıya kalma risklerini hep taşıyacaklardır.

SBF’de başörtüsüyle sorunumuz olmaz

- Özgürlükler içinde türbanlı kızların SBF’ye girmesi de var mı?

Elbette. Asla böyle bir sıkıntımız olmadı. Öğrenci olduğum dönemde de hoca olduğum dönemde de diğer üniversitelerde tırnak içi türban yasağı uygulanırken bu fakültede yoktu. Niye olsun ki! özgürlük dediğimiz sadece benim tarif ettiğim şekilde yaşayan insanlar için değildir. Başörtüsüyle bu fakültenin, ülkenin niye sorunu olsun. Benim sınıfımda türbanlı öğrenciler vardı. Hala da var. ‘Arzu ettiğiniz biçime uymayan’ erkekler o eğitimden yararlanıyor. Ama kadınları dışında bırakıyorsunuz. Böyle bir şey olamaz.

- Son protestolardan sonra üniversiteler açıldığında olaylar yaşanacak endişesi de duyuyor insanlar

Üniversiteler bu ülkede 100 yıldır açılıyor. Niye olay çıksın? Mesela bir öğrenci grubu veya hocalar ‘Başörtümüze karışmayın’ diyebilir. E karışmayın kardeşim. ‘Niye talep ediyorsunuz?’ diye onlara saldırmanın bir anlamı var mı? Ama sorumluluk yetkililerde. ‘Orada tedbir alalım, şurada güvenliği artıralım’ diyerek özgürlük talebini susturamazsınız. Demokratik bir devletsek özgürlük içinde yasak barındırmaz.

- Bir çok istihbarattan söz edildi. 80 öncesi gibi çatışmalar olabilir mi?

Olacağını düşünmüyorum ve umarım olmaz. Ama yetkililerin de bunun olmasına imkan vermemesi lazım. Bunun da tek yolu özgürlük alanını genişletmektir. Özgürlük alanını daraltırsanız oluşan basınç bir yerde patlar. Genişlettiğiniz zaman sorun olmaz.

Ünlülerin okulu Mülkiye de kaçak çıkarsa!- Mülkiye’nin kaçak olduğu doğru mu? Bir çok ünlü isim neredeyse ‘Gecekondu’dan mezun bu durumda

Tam olarak gecekondu diyemeyiz tabii (gülüyor). Bu okul Türkiye’deki kentleşmenin çok ilginç örneklerinden biri. Erken cumhuriyet dönemi önemli mimari yapısı olarak birinci derece SİT alanı ilan edilmiş bir yer. Ünlü mimar Egli’nin bir eseri. Mülkiye mektebinin Ankara’ya taşınmasına karar verildikten sonra Mekteb-i Mülkiye için özel olarak dizayn ediliyor. 1936 yılında belediyecilik anlayışı farklı ve imar, iskan düzenlemeleri yok. Zaman içinde belediyecilik anlayışı değişiyor. İmar ve iskan ruhsatı olmadığını ben tesadüfen öğrendim.

- Adı mülkiye olan bir okul aslında görünmüyor yani?

Öyle. ‘1936 yılından beri buradayız’ dedim. ‘İmar iskan ruhtanız yok. Teknik olarak kaçak yapısınız. Ama meraklanmayın Ankara’daki kamu kuruluşlarının büyük çoğunluğu bu anlamda kaçak yapı statüsündedir. Hatta TBMM 1990’lı yıllarda iskan ruhsatı almış. Siz de alabilirsiniz’ dediler. Özetle 1955 yılından önce yapılan yapılara otomatik olarak ruhsat veriliyormuş. Bu defa da ‘Belgelemeniz lazım. Ama fotoğraf olmaz. Elektrik su faturası getireceksiniz’ dediler.

- 1955 öncesine ait mi? Şaka gibi

Öyle. Ne yapsınlar. ‘Hocam kusura bakmayın, kanun böyle’ dediler. Köklü bir kurum olmanın bir avantajı arşivimiz çok iyi. Arkadaşlara rica ettim 1942 yılına ait bir su faturası çıkardılar. 9 aylık bir süreç sonucu 1936 yılından beri burada olan kaçak yapıya iskan aldık. Ama ilginç olan şu; 1. derece koruma altına alınmış bir yapı aynı zamanda belediyenin kayıtlarında kaçak olarak da görünebiliyor.

- Fatura bulunmasa ne olacaktı?

İşte onu bilemiyorum (gülüyor).

URL: http://cerideimulkiye.com/?p=34358

Editör - 18 Eyl 2013. Kategori Haberler, Manşet, Mülkiyeden, Portreler. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım Gabfire themes