Hükümetin konut balonu patlıyor – Ahmet Müfit

Konut ve inşaat sektörünün durumuna ilişkin birçok yazı yazdım bu güne kadar. Konuyla ilgili yazmış olduğum tüm yazılarda, 2002 sonrası inşaat sektöründe yaşanan plansız ve dış finansmana/borca dayalı büyümenin neden olduğu, toplumun gelir ve tasarruf durumunu yansıtmayan aşırı fiyat artışlarına/balonlaşmaya dikkat çekip, bu durumun gerek inşaat gerekse finans sektörü açısından sürdürülebilir olmadığını anlatmaya çalıştım.

Anlatmaya çalıştığım diğer bir risk ise dıştan gelen sıcak paranın sonsuza kadar devam edemeyeceği gerçeği idi.

Bol para kesildiğinde saadet zincirinin kopacağını, toplumun kendi gelir ve tasarruf düzeyi ile mevcut fiyatlardan konut talebini sürdürmesinin mümkün olamayacağını, satılmamış konut sayısının artacağını, fiyatların düşeceğini bilmek için ise Ekonomiye Giriş dersini almış olmaya dahi gerek bulunmuyor.

Bu işten para kazanan inşaat (müteahhitler, inşaat malzemesi üreticileri/tüccarları) ve finans sektörü temsilcileri ile bu kesimin özellikle“emlak” sitelerinde yazı yazan, finans kanallarında konuşan temsilcileri ise bizden daha yüksek bir sesle, tam tersini dile getirdiler sürekli olarak..

Gerekçeleri; hangi araştırmaya dayandığını bir türlü söyleyemedikleri, ülkedeki konutların yüzde 70’inin niteliksiz/güvensiz olduğu iddiasıydı. Onlara göre, bu durum düzelmediği sürece insanların ev alma eğilimlerinin; arzın niteliği, yeri, fiyatı ve konut ihtiyacı olan kesimin gelir düzeylerinden bağımsız olarak devam etmesi gerekiyordu.

Toplumun yüksek fiyatlara ve tüm uyarılara karşın emlak sektörüne yönelmesinin altında yatan bir diğer etmen de, yurt dışından gelen ucuz paranın da sağladığı rahatlıkla, banka mevduat faizlerinin bilinçli olarak enflasyonun altında tutuluyor olması idi şüphesiz ki.

Bankalar enflasyonun üzerinde faiz vererek mevduat toplamak yerine, düşük faizle dışarıdan borçlanmayı tercih ettiler. Elinde parası olan kesimi, sırf parasının değerini korumak adına, medyanın da dolduruşuyla emlak sektörüne ve tüketime yönelttiler.

Hane halkı tasarruf düzeyleri hızla düşerken hane halkı borçlarının hızla artıyor olması ve bankalar tarafından doğrudan hane halklarına kullandırılan kredilerin yarısından fazlası konut amaçlı olduğu gerçeği bu yönlendirmelerin kısmen de başarıya ulaştığını gösteriyor.

Diğer yandan, tüm reklam ve kampanyalara, üstüne üstlük kentsel dönüşüm baskılarına karşın hâlihazırda satılamayan milyonu aşkın konutun olması, son on yılda gerçekleştirilen konut arzının ne denli keyfi, plansız, hane halkı tercih ve gelir/tasarruf düzeyleri dikkate almadan yapıldığını, ne kadar algı yönetimi yaparsanız yapın satılmalarının kolay olamayacağını ortaya koyuyor.

ABD’nin para musluklarını kısmaya başlayacağı yani para bolluğunun son bulacağı yönündeki açıklamalar ve New York Times’ın Türkiye’de inşaat sektörünün sorunları ve şişkin emlak fiyatlarıyla ilgili haberi uzun süredir dillendirdiğimiz kaygıların, bu güne kadar bu konularda konuşmayan kesimlerce de konuşulmaya başlanmasına yol açtı.

Express Dergisine konuşan Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Refet Gürkaynak’a göre; “Hükümet eliyle gayrımenkul köpüğüne itiliyoruz. Bunun devam edemeyecek olduğu aşikâr. Devam edemeyeceği noktada hükümetin de devam edemeyeceği aşikâr. Yalnızca AKP değil, büyük kısmı AKP’nin yaratmaya çalıştığı burjuvaziye dahil şirketlerin de çökeceği kesin.”

Prof. Dr. Zekai Görgülü ise Cumhuriyet gazetesine verdiği mülakatta, sadece TOKİ’nin elinde satılmamış 850 bin konut bulunduğunu belirtmiş.

Tespitler doğru. Eksik olan, işin parasal yönünün ve ülke ekonomisine etkilerinin halen tüm boyutlarıyla konuşulmuyor olması. Bu konutlar hangi parayla yapıldı? Kime, hangi parayla satıldı? Sisteme giren para azalır ve bunun sonucu olarak fiyatlar düşerse, bunun son on yılda ekonominin dinamosu olan inşaat ve finans/bankacılık sektörüne etkisi ne olur? Ve en önemli soru; ABD’de veya başka ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de, gayrimenkul sektöründeki sorunlar ekonomik bir krizin tetikleyicisi olabilir mi?

Türkiye’nin kendine has durumunu yani dünya üzerindeki cari açığı en yüksek ülkelerden birisi olduğunu, ekonomik faaliyetleri sürdürebilmek için dahi dış kaynağa bağımlı olduğunu görmeyen yada görmezden gelenler açısından, böyle bir olasılık söz konusu değil.

Aşağıda yer alan tabloların, 2002-2013 yılları arasında, sektörde yaşanan, ekonominin iç dinamiklerinden değil dış borç artışından kaynaklı gelişmeyi ve aynı dönemde konut fiyatlarında yaşanan artışın normal sayılamayacak nedenlerini (piyasacılar buna ekonomik büyüme ve mucize diyorlar), net bir biçimde ortaya koyduğu düşüncesindeyim.

“Normalleşme” nasıl gerçekleşir? Normalleşmenin faturası kimlere çıkar? Hep birlikte izleyip göreceğiz.

Not: Bankacılık Dışı Finansman kuruluşlarının yaklaşık 15 milyar ABD Dolarına ulaşan dış borçları, sektörün sağladığı finansmanın sektör bazlı ayrıntıları elimizde olmadığı için bu tabloya dahil edilmemiştir.

Ahmet Müfit

URL: http://cerideimulkiye.com/?p=34577

Editör - 5 Eki 2013. Kategori Ekonomi, Emlak. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım Gabfire themes