Adriyatik gezisinde çocuklar gibi şendik! – Emre KONGAR

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden1963 yılında mezun olanlardan büyük bir grup. Mezuniyetlerimizin ellinci yılını, Mülkiye’nin geleneksel son sınıf dış gezi olayına uygun olarak gemi seyahatiyle kutlamak amacıyla eylül ayı sonunda bir Adriyatik seyahati yaptık.

Elli kişi kadar sınıf arkadaşı bir geminin içinde sekiz gün yeniden çocuklaştık…

Ama “Bir geminin içinde sekiz gün…” dediysem, sakın burun buruna olduğumuzu sanmayın…

MSC Divina, bir yıl önce denize indirilmiş, 139.400 tonluk bir yüzen şehir adeta.
Titanik’in 66.000 ton olduğunu söylersem, geminin büyüklüğünü tahmin edersiniz.
Titanik 269 metre uzunluğundaymış…
Divina 333 metre uzunluğunda 67 metre genişliğinde.
4500 yolcu taşıyor, 1500 kadar da personel.
Adriyatik gezisi sekiz gün sürüyor:
Bir çarşamba günü İstanbul’dan saat 16’da hareket ettik.
O gün ve ertesi gün Adriyatik’te gittik.
Cuma sabahı Hırvatistan’a, Dubrovnik’e yanaştık.
Akşam oradan hareket ettik, ertesi sabah gittikçe suya gömülerek yok olan, kanallar ve gondollar kenti Venedik’e vardık.
Venedik’ten de akşam vakti kalktık; ertesi gün Bari.
Pazar günü olduğu için her yer kapalıydı ama yine de Alberobello’ya gidip, tepeleri koni biçiminde inşa edilmiş evleri görecek vaktimiz oldu.
Bari’den sonra yine bir gece deniz ve pazartesi günü Yunanistan’da Katakolon.
Olimpiyatların başladığı Olimpiyat köyünü ziyaret.
Salı günü İzmir.
Ne yazık ki yağmur yağıyordu, biz gemiden çıkmadık bile.
Ve çarşamba sabah İstanbul’a dönüş.


Seyahat izlenimlerini şöyle satırbaşları halinde özetleyebilirim:

Seyahatten zevk almak istiyorsanız, kamaranızı geminin sol tarafındaki balkonlu kabinlerden seçin…
Böylece geminin rıhtımlara yanaşmasını ve ayrılmasını da keyifle seyredersiniz…
Üstelik de daha çok güneş görürsünüz!
İlkbahar, yaz veya sonbaharda giderseniz, yanınızda mayo ve yazlık giysi götürmeyi de unutmayın.
lBavulların taşınması, biniş ve iniş son derece hızlı, kolay, özellikle havaalanlarındaki itiş kakışla hiç ilgisi yok. Kamaranıza yerleşince bavulunuzu hiç toplamadan Türkiye ile birlikte dört ayrı ülkeye gidiyor, iniyor, geziyor ve dönüyorsunuz…
Kadınlar bayıldı bu işe!
lHerkese restoranlarda özel olarak yer ayrılmış.
İki restoran var, ikisi de iki vardiya çalışıyor: 18.30 ve 21.30. Oturarak, oldukça zengin mönüden seçerek yiyorsunuz. Her türlü yiyecek bedava… Ama şişe suyu dahil, bütün içeçekler parayla ve çok pahalı, bir diyet kola 15-16 lira.
Biz bir kez restoranda yedik, ondan sonra hep yukardaki açık büfeye takıldık; hem saat hem de çeşit bakımından daha özgür olduk
lBizim gibi restoranlarda yemek istemeyenler için 14’üncü katta açık büfe var; 24 saat açık! Günün saatine göre, kahvaltılık, atıştırmalık veya ana yemeklik çok çeşitli yiyecek… Her türlü çay, kahve, sıcak süt, depodan akan buzlu su bedava.
Hayatımda içtiğim en lezzetle kahveyi Divina’da içtiğimi hayretle söylemeliyim… Çünkü binlerce kişiye her an yetecek bir kahve hizmetinin bu denli lezzetli olması gerçekten şaşırtıcı… Çay açısından da her türlü bitki çayını (elbette poşet olarak) bulmak olanaklı!
l Açık büfede et yemekleri için kahve konusundaki yargımın tersi geçerli… Bir kez doğru dürüst bir et vardı, hiçbirimiz lokmamızı çiğneyip yutamadık; kauçuk gibiydi, hepimiz gizlice ağzımızdan çıkarıp tabağın arkasına sakladık.
l Hemen hemen her zaman lezzetli çorbalar vardı; “balık” diye ahtapot ve kalamar veriyorlardı, gerçek balık yoktu. Pizza ve makarna cenneti diyebilirim, bol çeşit ve lezzet vardı!
l Her limanda inen ve binenler var, gemi aslında sürekli turluyor. Venedik’te tam bir Japon istilasına uğradık, anlaşılan Venedik’e uçakla gelip oradan gemiye binmişler. Açık büfenin olduğu yerde yer ve yemek bulmak Japon istilasından sonra biraz zorlaştı.
l Limanlarda önerilen turlara katıldık, Venedik’te zorunlusunuz zaten gemiden çıkmak ve San Marco Meydanı’na gitmek için. Ama Dubrovnik ve Bari’de tur yerine özel taksi tutup dolaşanlar çok daha ucuza çok daha çok yer gezdiler.
l Katakolon’da gidilen Olimpiyat köyü, bizim Efes’in yanında, bir rehberimizin dediği gibi, “tarihsel kalıntı” değil, ancak “tarihsel kırıntı”olur… Ama Yunanlılar ve İtalyanlar satmasını biliyor… Üstelik Olimpiyat köyünde her yer yemyeşildi… Biz de Efes’teki çevre çıplaklığını düşünüp üzüldük!

 

l Kitle turizmi nedir, gidin de Venedik’te görün: Sokaklar o kadar kalabalık ki, insanlar yürüyemiyor… Ben, turistlerin en yoğun olduğu dönemde bile Sultanahmet’te, Nuruosmaniye’de ve Kapalıçarşı’da böyle kalabalık görmedim.
lBeni deniz tutar, geziye istemeye istemeye gittim. Ama dönüşte Adriyatik’te fırtınaya yakalanmamıza karşın, gemi hiç sallanmadı, bir iki küçük çıtırtı dışında dalgaları hiç algılamadık, çünkü geminin iki tane sabitleyicisi varmış!
l Biz casinoya hiç gitmedik ama, tiyatroya giderken içinden geçtik, geceleri kalabalık oluyor.
Her gece bir gösteri var tiyatroda, bir gece müzik ağırlıklı, bir gece dans ve akrobasi ağırlıklı. Frank Sinatra ve Michale Jackson geceleri müzik ağırlıklıydı, bir de firavunlarla ilgili son derece güzel bir dans ve akrobasi gösterisi izledik.
l İnternet var ama bence pahalı ve çok yavaş.
l Kadınlar için kolay, balayındaki çiftler için keyifli bir gezi!

23 Ekim 2013/Cumhuriyet- Turizm

URL: http://cerideimulkiye.com/?p=34788

Editör - 27 Eki 2013. Kategori Gezmeye Gitmek, Mülkiyeli Köşe Yazarları, Yaşam, Yazarlar. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım Gabfire themes