Gülderen Sonsuz’dan Ertuğrul Başer’e: Madem yaşamını ayrıldıktan sonra da çocukların belirleyecek, benimle işin ne?

 Aşağıdaki yazı İsveç’te yaşayan, “kardeşinin karısını sevgilisiyle idare etmesine göz yuman”, önceki kocasını aldatıp bir insanın ölümüne yol açan, sonraki kocasını sevgilileriyle aldatıp  ”özde aydın!”  olduğunu iddia eden Gülderen Sonsuz tarafından yazılmıştır. Yazıyı aynen  yayınlıyorum. Yazının eklerinde Bayan Sonsuz’un bu yazıyı neden yazdığına dair açıklamaları vardır.  


Bu kadar mükenmel aileye sorun paylaşmak yakışır mı? – Gülderen Sonsuz

 

Medyada gün yok ki sıradan bir olayın manşete çıkartılarak, insanları linç ettirmeye götürecek bir haber olmasın. Bu linç kampanyasının ardında insanların kendi korkuları yatıyor.” Benim başıma gelmeden ailemde, çevremde hatta gazetelerde bile bu tür davranışta bulunan insanlara saldırayım ki kimse böyle davranışa cesaret edemesin.

 

Bunu yapan da az çok mürekkep yalamış, bu toplumun -sözde- aydınları… Benim sözüm de onlara zaten.

Bu insanlara sormak lazım: Bu korkunuz, bu telaşınız neden?

 

İnsanlar ama aşkla ama değil, bir biçimde evleniyor. Bu başlayan evlilik, dünyanın en mükemel evliliği olmalı, akrabalar, arkadaşlar, konu komşu bu evliliğe gıptayla bakmalı, bu mükemel karı kocayı her fırsatta kutsamalı. Temelde bu düşünce olunca para biriktirilmeye başlanıyor. Ardından pahalı eşyalar alınıyor. Anadan babadan kalma mal mülk yoksa ev alınmak üzere planlar yapılıyor…

 

Evlilik çocukta gerektiriyor. Böyle mükemel bir anne babanın süper çocukları olmalı. O çocukların her yaptığı şeyde bir keramet aranmalı. Derken çocuklar yaşlarından önce okullara başlatılıyor. Çocuk yeter ki ders çalışsın kendi arkadaşlarına fark atsın da ne olursa olsun anlayışı ile çocuklara hiçbir sınır konulmuyor. Üstelik küçücük çocuklar anneyi, babayı yönetmeye başlıyorlar.

 

Okul çağındaki çocuk hala annesi tarafından yediriliyor, giydiriliyor. Çocuk her şeyi ile bağımlı oluyor. Öte yandan anne, babanın hiçbir şeye hakkı yok. Onlar yemeyecek, içmeyecek, giymeyecek. Her şeyin en iyisi çocuklar için. Anneler, babalar bu dünyaya çocuklarına bakmak için gelmişler ve sadece onlar için yaşıyorlar. Böylesine bencil yetişen çocuktan da olağanüstü başarılar bekleniyor.

 

Evler alınıyor. Çocuklar büyüyor. Anne çalışıyorsa ailesi için kariyerini feda ediyor. Bunu da her fırsatta ben sizin için saçımı süpürge ettim” diyerek kocanın ve çocukların başına kakıyor ve onları suçlu duruma düşürüyor. Baba da çalışmaktan yorulmuş. Ben kimin için çalışıyorum” diyerek sesini yükseltiyor.

 

Evde tansiyon yükseldikçe doktor ziyaretleri artıyor, bir gün çocuklar, bir gün anne baba derken en küçük bir ateşli hastalıkta” acaba kanser mi var?” diye telaşa düşülüyor. olmadık tetkikler yapılıyor. Ama hastalıklar bir türlü bitmiyor hergün birileri hasta oluyor evde.

 

Gün geçmiyor ki kavga çıkmasın, kimse kimseyle konuşmuyor.

 

Mutsuzluk giderek büyüyor. Günlük monoton ev işleri, okul ve hastalık dertleri hiç bitmiyor. Giderek yoruluyor aile. Çocuklarda istenilen başarıyı gösteremiyor ama anne baba bunu bir türlü kabullenemiyor. Başlıyorlar birbirlerini suçlamaya. Gizli bir suçluluk duygusu içinde ” acaba nerede yanlış yaptım” diyerek kendi kendilerini de yiyip bitiriyorlar.

 

Ortada ne sevgi kalıyor ne de saygı. Bu meseleler “aileye mahsus” olduğu için kimseyle de konuşulmuyor tabi.  Ee bu kadar mükemmel aileye sorun paylaşmak yakışır mı?

 

Final belli… Aile bu monotonluğu kaldıramıyor, eğer taraflardan biri dürüst ve cesursa ” ben ayrılıyorum” diyor. Gitmek isteyen taraf umulmadık bir dirençle karşılaşıyor. Kalan hainlikle suçluyor gideni. Oysaki korkusu belli. Yaşadıkları bu süreçte ne bir arkadaş, ne bir akraba kalmış, yapayalnız ortalıkta kalacağım düşüncesi kemiriyor içini.

 

Çevre de hemen saldırıya geçiyor. İşte tam bu noktada, gidene karşı ” Sen bu aileyi terkedersen dünya batar” dercesine trajikomik anlayışlar sergileniyor…”Çocukların hala küçük, hiç değilse sınavlarının bitmesini bekleseydin… Daha üniversiteye başlamadılar. Yarın öbür gün kızın evlenecek, onu istemeye geldiklerinde anne baba ayrı demeye utanmayacak mısın?…”

 

Çocuklar dünden hasta yataklara düşmüşler, çevreden gördükleri bu tutumla, Kemalettin Tuğcu’nun romanlarını aratmayacak şekilde zavallıları oynuyorlar.

 

Kimse demiyor ki ” Ya bir insan hangi gerekçe ile ayrılırsa ayrılsın kendi sorunudur ve ayrılık en temel insan hakkıdır. İnsan eşinden ayrılıyor, çocuklarından değil. Tamam, taraflar sorumluluklarını alsın, çocuk güven içinde bu ayrılıktan yara almadan büyüsün.”

 

Sözde çocukları düşünen bu çevre ve toplum, mevcut yasaları da yanına alarak, giden koca ya da kadın eve nasıl döndürülür, nasıl çocuklar kullanılarak evlilikler kurtarılır gibi yollarla kendi çözemedikleri sorunları çocukların omuzlarına yüklüyorlar.

 

Ana babaların uğruna tüm yaşamlarını feda ettiklerini söyledikleri çocuklarsa sevgisiz saygısız ve yalan üzerine kurulmuş bir kuruma mahkum ediliyor. Böylelikle de en temel insan ve çocuk hakları acımasızca linç edilmiş oluyor. 

 

GÜLDEREN SONSUZ’UN “ÖZDE AYDIN” OLMA HALLERİ

 

 

Dün çocuklarla pikniğe gittik. Başlangıçta her şey güzeldi neşeliydim. Kafayı bulunca problem çıkardım. Gelince detaylı görüşürüz.

Gel de gör eserini, sarhoş olduğu zaman herkese küfür eden, seni rezil eden bir kadın, artık seni fazla üzmeyeceğim beni bağışla senden ayrılıyorum daha fazla dayanamıyorum, seni sevdim …..

(Sevgilisi Tarık’a yazdığı mektuptan)

 

 

 

 

 

Gülderen Sonsuz’un “parçalanmış aile” dosyasından: 

 

 

Kocasının yemeğini çamaşırını hiç ihmal etmemişti, titiz temiz bir kadındı. Düzenli ve temiz olmasına her zaman dikkat ederdi. Aslında dört dörtlük bir kadındı, evlilikleri de dört dörtlüktü, ama adam bir kadını sevmişti bir kere.

(Kimse kimseyle konuşmuyor dediği sevgilisinin karısına dair notları)

 

 

 

 

 

 

 

İlk kocasını aldatmış ve bu yüzden bir genç ölmüştü.Kocası böyle aşağılık bir kadına aşık olmuştu. Bu kadının neyi vardı

 

 

 

 

 

 

-          Madem senin yaşamını ayrıldıktan sonra da onlar belirleyecek benimle ne işin var dedi öteki kadın.

-          Seni seviyorum dedi adam.

-          Ben yaşamaktan gelecekten söz ediyorum ne bekliyorsun? Karın ve çocukların “artık o kadınla birlikte olabilirsin biz iyiyiz, sana ihtiyacımız yok” dediği yerde mi benimle bir gelecek düşünüyorsun

Adam şaşkındı evden ayrılmış ama bunları düşünmemişti.

 

 

 

 

”Koca Allah yolumuzu açık etsin diyordu öteki kadına, ama geride kalan aile bu ayrılığı kaldıramaz çocukların ve eski karısının başına bu ‘ayrılıktan’ dolayı bir iş gelirse kendisini hiç affetmeyeceğini söylüyor ve bu onların üzerine yeni bir inşa edemeyeceğini söylüyordu.

 

 

 

 

Gülderen-Bağımlılık sadece içki ve sigarayla olmuyor. Ben içki ve sigarayı bırakmışım ama onun yerine aileyi koymuşum,  ‘aile’ ye bağlanmışım. Kendimi nasıl yok ettiğimi anladım ve radikal bir karar verip ayrıldım” ( AYAR VERME DURUMLARI- HALA EVLİDİR. EVİ TERK EDEN ALDATILDIĞINI VE SOYULDUĞUNU FARK EDEN KOCADIR) 

 

Mon, 25 Sep 2006 16:26:13 +0200

Ertuğrul, canım, birtanem,

 Telefonda Ela ve Robin’in tepkilerini öğrenmek istediğini söylüyorsun, ben onlarla henüz konuşmadım ve sen evden ayrılıp, bahsettiğin teknik işleri çözmeden konuşmayı düşünmüyorum.

Senin gülderen

( Ayar verme durumu 2-Söz konusu teknik işler adamın evden ayrılıp, dava açması olmalı)

 

Tarih: 3/4 Eylül 2006

 Ertuğrul, canım, bitanem,erkeğim,

Sonunda atmak istediğin adımı attın canım, bundan sonra ne olursa olsun ben senin yanında olacağım, seni hiç yalnız bırakmıyacağım. Tamam canım, bir sene kimseye söz etmeden böyle devam etsin, daha az görüşelim, daha temkinli olalım, ama biz birbirimizi bu kadar özlerken (en azından şimdi) bir sene nasıl dayanırız Allah bilir. Geçen telefon konuşmasında beni yatakta yakaladın. Şimdi iki sevişme alacağın var.

 Seni dudaklarından çok çok öpüyorum.

Senin gülderen

…………………………

Günümüzde sosyal ve siyasi alanlarda yansımalarını gördüğümüz sahtekâr, yalancı, ikiyüzlü insanlara ve izlenen inkâr politikalarına aslında hiç te yabancı değiliz. Korku ve kötü niyetlilik gizli işler yaptırır,  düzmece senaryolar yazdırır. Başka hayatlara ayar çektirir.

Ayrılıkla ihanet karıştırılır, üzerine çocuklar malzeme edilerek bolca soslanır. Evler ve pahalı eşyalarla süslenir. Servise sunulur. Afiyetle yenilir.

 

İhanet insani bir ruh hali değil, karakterin dökülüş şeklidir. Yalan ihanetin ayrılmaz dostudur. Yasaların yasaklamadığını utanma kontrol eder. 

Sizi kim kontrol edecek Bayan Sonsuz.

Aynur Hastürk

URL: http://cerideimulkiye.com/?p=36384

Editör - 5 Mar 2014. Kategori Kadın. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

1 Yorum - “Gülderen Sonsuz’dan Ertuğrul Başer’e: Madem yaşamını ayrıldıktan sonra da çocukların belirleyecek, benimle işin ne?”

  1. Bilgi Kamaz Ateş

    Çok beğendim.Belgelerle desteklenmiş.Bayan Sonsuz.Resmen uydurmuş.Çocuklar süper yetiştirilmiş ayrıca çok terbiyeliler.Bunu o aileyi tanıyan herkes biliyor.Bu karalamayı bir amacı olduğu için yaptığını düşünüyorum.

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım Gabfire themes