Bolu Dağında ”Tahir’le Zühre Meselesi”ni okumak:Nazım Hikmet’in anısına – Yunus ER

Ali Bayram babasız büyüdü; hayatı erken omuzlayan,acılı, yoksul bir köy çocuğuydu. Akçadağ Köy Enstitüsünde kardeşiyle birlikte okudular.Malatya  Darende’ye bağlı K…  Köyü ilk görev yeriydi. Köy Enstitüsü kütüphanesinde Nazım Hikmet’in şiirlerini okumuş ve etkilenmişti. Köyden okul arkadaşlarına yazdığı mektuplarda şiirsel bir dille,  yöreyi anlatıyordu:
  ”Tepeler dazlak,kayalar sert,bozkır susuz ,toprak çatlak.  insanlar yoksul;insanlar perişan. İnsanların elleri     çatlak, ayakları nasırlı, düşünce yasaklı,duygularına gem vurulmuş;duyguları tutuklu.Köyde iki tarikat var…”
1953 yılı Kasım ayında; Ali  Bayram’ın bir oğlu olur; Adını Nazım Hikmet  koyar. Darende Nüfus İdaresi  bu isimle kayıt yapmaz. Nüfus Müdürlüğüne ikinci başvuruda ”Nazım Hikmet”  isimli kayıt yapılamayacağına dair yazı istenilir.
Ancak o zaman isim  nüfus kayıtlarına yazılır
Yerel gazete  ”…” kendi yorumuyla  bunu haber yapar
  ”Komünist öğretmen…”
Kaymakam öğretmen Ali Bayram’ ı çağırır. Kaymakamın karşısında susar. Kaymakamlıktan çıkışta saldırıya uğrar. Bereket, Öğretmene saldıranlara engel olacak, saldırganları püskürtecek bir kitle de vardır. Müfettişler görevlendirilir. Öğretmeni açıktan veya ”gizliden” izleyen, takip eden gönüllüler peyda olur. Öğretmen hakkında hiç bir ”suç”üretilemeyince(!), ”Okulda Milli Bayramları kutlama töreni yapmadığı”na dair bir sahte belge düzenlenir. Olayı tetkik etmek üzere İl Milli Eğitim Müdürlüğünden yeni bir müfettiş görevlendirilir. 23 Nisan 1954. Soruşturmanın selameti açısından tahkikattan köyde kimsenin haberi olmayacaktır
Köy dağın yamacında, Okul da yamaçta. Müfettiş okula hakim bir noktada ama köyün dışındaki kayanın kuytuluğuna; kimseciklere görünmeden gizlenir, oradan okulu gözleyecektir. Bir iki saat geçmeden bir keçi sürüsü gelir. Keçiler dağda otlamaktadır. Birkaç keçi, aynı kayanın zirvesine çıkarlar. Sürü ilerler, kayadaki keçiler kalır. Çoban Kayanın zirvesinden keçileri indirip, sürüye katmak için  uzaktan bir taş fırlatır. Taş kayanın kuytuluğundaki Müfettişin kafasına isabet eder. Müfettiş yaralanır.  Çobanı Jandarma götürür. Sorguda ilk soru:
   ”Nazım  Hikmet” hakkında ne biliyorsan anlat.”
Çoban  soruya anlam veremez ama bütün bildiklerini de anlatır.
     ”Nazım da Hikmet de köyün en tembel,en madara adamlarıdır.

***                                           ***                                                        ***

3 Haziran 1996, görevlisi olduğum çok uluslu bir firmanın Alman  ortaklarıyla İstanbul’dan Bolu’ya gidiyoruz. Bolu Organize Sanayi Bölgesinde  iş toplantımız var. İstanbul’dan çok erken çıktık. Amacım Güneşin doğuşunu Bolu dağında yabancı konuklarımızla karşılamak. O dağda, Nazım ın mapus damlarında ”güneşin doğuşunu asma bahçelerinden seyretmeyi” özlediğini anlatan şiirini mi okurum? Hayallerim uzun. Yolda anlaşıldı arabadaki Almanlar’ın şiire, edebiyata ilgileri yok, onlar sadece o günkü işe odaklanmışlar
Şimdiki Tünel açılmamıştı. Düzce’den, Kaynarca’dan sonra Bolu dağına tırmanırken, rampada bir tesiste mola verdik. Güneş ufukta. Zamanlama harika.Yüksek terasa oturduk; yol ve aşağıdaki yeşil vadi ayaklarımızın altında. Kahvaltı için siparişlerimizi söyledik; bekleyecektik.
Ben aşağı fırladığım gibi arabadan ”Nazım Hikmet Bütün Şiirleri” kitabını aldım İstanbul – Ankara yolunun kenarında bir taşın üstüne çıktım, açtım kitabı   ”Tahirle  Zühre Meselesi’ geldi. Bağıra bağıra okumaya başladım. Tesisten çıkıp arabalarına ilerleyen bir çift  gidecekleri yere geç kalmayı göze alıp, arkamda saf tuttular. İçinde 5 yolcu olan bir araç önümden sağa girdi camlarını açtılar, beni dinlediler. Şiir bitince, dinleyenleri saygı gösterisi ile selamladım. Hepsi birden alkışladılar. Arabadakilere el salladım, yanımdakilerle el sıkıştık. Koştum terasa, Tercümana gururla haykırdım
       ”Gözlerinizin önündeki şiiri, sanatı, insanı, Anadolu’yu anlat yabancı konuklarımıza şimdi, Nazım’ı anlat ”
Tercüman bana sakince cevap verdi.
         ”Yukarıdan  her taraf daha net görülüyor ve duyuluyor. Sen aşağıda kendi sesinin yankısı ile kamyon şoförlerinin sana söylediklerini duymadın.”
          ”Ne  söylediler?”
           ”Allah Kabul etsin, Allah Kabul etsin…”
Kamyon şoförleri de rampada kamyonlarının gürültüsüyle beni duymamışlar; Kuran okuduğumu sanmışlar.

URL: http://cerideimulkiye.com/?p=37503

Editör - 4 Haz 2014. Kategori Bizim Meydan, Yazarlar. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım Gabfire themes