Tek başına Yunanistan’a kaçmak – Yunus ER

Yurtdışına kaçmak mı? Türkiye’de başka kimlikle yaşamak mı? 12 Eylül’de “Hayatta Kalma Dersi” nin önüme koyduğu birinci konu. Hangi şıkkı seçersem seçeyim, sevgilimden başka; bilgi, para, ya da başkaca bir destek alabileceğim, bir “Allah’ın kulu” yoktu. İkimizdeki toplam para ve altın değeri bu günkü karşılığı ile iki bin lirayı bulmazdı. 14 Şubat 1982 ‘de beynimdeki günceye şunları yazdım: Sevgilim kaçak, ben kaçak. İkimiz birlikte öldürülürsek, pek sorun olmayacak. Birimiz öldürülür ya da ölürse; kalanın işi gerçekten zor olacak. Tek başına mezar bulunacak, kefen bulunacak. En zor yanını söyleyeyim mi? Kimlikler hortlayacak.

“ Yalnızlıklar da yıldızlar gibidir; geceleri ortaya çıkarlar. Aslında onlar hep oradadırlar”. Ağustos 1986. Gece yarısı olmak üzere… Assos’ta kimselerin uğramadığı bir sahildeyim… Gökyüzünde dolunay, denizin üzerinde yakamoz. Balıkçıların denize açılmalarına daha saatler var. Karşıda Midilli. Suyun öte yakası, görünürde yakın ama beş mil yani sekiz kilometre gibi. Ben, normal tempomda, koşmadan, saatte beş kilometre yürüyebiliyorum. Saatte kaç kilometre yüzebilirim? Bunu bilmiyorum, denemedim, kilometrelerce uzağa yüzmedim hiç.” Yüzebilirim. Yorulduğumda su üzerinde dinlenebilirim. Suyun topraktan farkı yok ki. İnsan korktuğu için kasılıyor ve boğulabiliyor. Korku yoksa denizler karalar gibi insana dosttur. Deniz durgunsa, hani ‘ çarşaf gibi’ denir ya öyle zamanlarda uyuduğum olmuştur suyun üzerinde. Kaç zaman sonra bilmem meltemin esintisi ile deniz bir öpücük kondurur vücudumun bir yerine, uyanırım.” Hayallere daldım yine. Yüzerek, dinlenerek, deniz böyle sakinliğini korursa, zaman zaman uyuyarak Midilli’ye geçebilir miyim? … Ben bunu bedenen başarırım, belki. İşin asıl yanı bunu kimseye görünmeden çabucak yapmam gerekiyor. Zaman yaylaya çıkar gibi uzun değil. Sahil güvenlik, balıkçılar, kıyıda köylüler… Gündüz, kıyıdan biraz uzaktaki tepelerden birinde ‘’çın çın’’ taşa rastlamıştım. Eski çağlarda biri hastalandığında, Midilli’den ilk yardım doktoru çağırmak için o taşa başka bir taşla hafiften dokunulduğunda çıkardığı tiz ‘’çın, çın’’ sesi ile çağrı, adaya ulaştırılırmış. Hastaya doktor yetişirmiş. Bunu düşününce gözümde mesafe kısalıyor. Su geçirmez çantam var, giysilerimi ona koydum. Yorulma, ayaklarıma kramp girme olursa diye yanıma aldığım süngerleri kollarıma, bacaklarıma, belime bağladım. Evden ayrılırken daha iki yaşını doldurmamış oğlumun arkamdan bağırışı gözümün önüne geldi… Suya atlayamadım.

* * *

2014… yine Ağustos ayı ve ben yine tek başımayım, Ayvalık’tan Midilli’ye bu sefer pasaportla, vapurla geçiyorum. Sağda Cunda’yı, Çıplak Ada’yı; solda Sarımsaklı yarımadasını geride bırakıp en güzel maviliklere açılınca; özgürlük, ferahlık kapladı içimi. Sonra belirsizlik sardı bütün benliğimi. Ferahlık kaçmayı başarmanın mutluluğu olmalı. Belirsizlik “ karşı kıyıda başıma neler gelecek?” kaygısı. Yunanca bilmiyorum, İngilizcem yok. Devlet okullarında okuduğum Fransızca ve Türkçe kime nasıl anlatacağım derdimi? Türkiye’de basın suçlusu olarak arandığımı, hakkımda binlerce yıl hapis cezası istendiğini, yaşayabilmem için başka bir ülkeye sığınmak zorunda kaldığımı; kime nasıl anlatacağım? Sekiz dokuz yaşlarındaki erkek çocuğu otuzlu yaşlardaki babasına sarılıyor, ikisi de ayakta, mavilikleri Midilli’yi seyrediyorlar. “Umut’a Yolculuk’’ filmindeki baba ve oğul sahnelerini hatırlıyorum, ağlamaklı oluyorum. ”Nedir bu?” Kendime soruyorum. Usum seksenli yıllara takılı kalmış, bir mülteci gemisi ile Midilli’ye geçtiğimi sanıyorum.

İlk gittiğim yerde; dağ, köy, şehir fark etmez; uzun uzun yürürüm. Ağaçlarına, çiçeklerine, taşlarına anıtlarına, heykellerine dokunurum, sarılırım. “Sevmek dokunmaktır.” Vapurdan indiğim adanın idari merkezi Mytılene liman şehrinde kiraladığım arabayı bir yere park edip önce yaya olarak

geziyorum. Eski liman, mübadelenin gerçekleştiği yer. Zorunlu göç: Yaşadığın, büyüdüğün, dostlar edindiğin,” yurdum, vatanım” dediğin topraklardan, evinden, tarlalarından, ağaçlarından, koyunlarından, dostlarından, ülkenden kendi istemin dışında ayrılmak. Gideceğin yerlerde senin ve yanındaki yakınlarının başına neler geleceğini bilmeden, ülkeleri yönetenlerin tercihlerinden dolayı sürgün olmak, yurtsuz kalmak ne acı. Bu acının anısına 1984 yılında Eski Limana bir heykel dikilmiş: Üç çocuğu ile göçmek zorunda kalmış ana. Çocuklardan en küçüğü kucağında, birazcık büyümüş olanlar ananın eteğine sarılmışlar; kaygı, belirsizlik öyle yansıtılmış ki yontuya defalarca görüntü alıyorum. Şimdi Çağan Irmak’ın Dedemin İnsanları filmi geçiyor usumdan.

Eski kuzey liman ile şimdiki güney limanı arasında denize sokulmuş kayalık tepelik burunda Midilli kalesi var. Kale, imparator Jüstinyen zamanında inşa edilmiş, daha sonra Bizanslılar, Cenevizliler, Osmanlılar tarafından yenilenmiş. Kapıları kapalı, içerisini gezemiyorum. Kalenin güney yamacında mini çamlık ve o çamlığın sahil yolu tarafında 1941-1944 yıllarında o şehirden cephede kalanların isimleri yazılı ve adlarına yapılmış anıt var. Yine sahil yolunda denize cephe yüksek bir kaide üzerinde Midilli Özgürlük anıtı yükseliyor: Bir kadın heykeli…

Kiraladığım araçla adanın kültür, turizm ve eğlence merkezi Molivos’a gidiyorum. Yol boyunca zeytinlikler, yaban armutları, çınarlar, meşe palamutları, incirler, kızılcıklar, dağ erikleri ile coğrafya bizim Ege ana karanın aynısı. Dağı geçerken yol çok dönemeçli ve dar, saatte otuz kırk kilometre hızla gidilebiliyor.

Midilli Adasında 2 yıl önceki gibi ekonomik krizin izleri yok. Bütün oteller, yemek salonları, eğlence yerleri tam dolu. Molivos’ta binaların tamamına yakını taş. Şehir, tepenin eteklerinde kurulmuş. Kale, tepenin en üstünde, yapımına Bizanslılar başlamış, Cenevizliler tarafından tamamlanmış, çok iyi korunmuş, girişine Osmanlıların yerleştirdiği hitabesine hiç dokunulmamış.

Molivos’ta kaldığım günler ay dolunayda, daha da güzeli: Ay Güneş batarken doğdu Güneş doğarken battı. Bu manzarayı kaleden keyifle izledim. Kaleye araba ile rahat çıkılıyor. Molivos’ta deniz mavi bayraklı ama sahil kumsal değil, taşlı. Güzel kumsalı olan kıyılar ararsanız Petra’ya veya daha güneye kayacaksınız.

Adanın en verimli toprakları Kalloni Körfezi çevresi. Görebildiğim; tarımın yanında turizm çok önemli bir gelir kaynağı. Güneyde Andısa bölgesinde 20 milyon yıl önceki yoğun yanardağ faaliyetlerinde ormanlardaki ağaçlar taşlaşmış. 20 milyon yıldır da bölgede orman ve bitki türleri gelişmemiş. Yunanlılar çıplak tepelerle kaplı 28,6 hektarlık alanı” taşlaşmış orman parkı” yaparak önemli turizm gelirine kavuşmuşlar. Sigri köyüne Levos Taşlaşmış Orman Doğa Tarihi Müzesini ve Midilli Bilgi Merkezini kurmuşlar.(Tel-faks: 0030 2253 054434)”www.lesvosmuseum.gr”

* * *

Midilli (Levos) adasındaki tatilimi tamamlayıp Ayvalık’a dönerken vapur dönüş biletimin; valizin derinliklerinde, adaya ayak bastığım gün giydiğim giysilerden birinin cebinde olduğunu hatırlıyorum, önemsemiyorum. Polis kontrol noktasını geçtikten sonra vapur görevlisi “bilet bilet” diye tutturuyor, vapura bindirmiyor. Biletin internetten alındığına dair kayıtlarını gösteriyorum, pasaportumu uzatıyorum “ Listenizle kontrol edin” diyorum. Olmuyor. Şirketlerinin merkezi ile görüşüyorlar, olmuyor. Bileti bulmam ya da çıkıp yeni bilet almam gerekiyor. Biletin altı koparılacak, koparılan o parçalar Ayvalık’ta şirket bürosuna verilecek. O bilet parçacıkları ile oluşturulacak taşıma

listesi taşıma bittikten sonraki saatlerde veya ertesi gün Gümrük idaresine verilecek. Bana bu ayrıntı anlatılınca valizimi açmaya karar veriyorum. Yeterli zaman var nasıl olsa. Bunu bir eyleme dönüştürmeliyim. Valizimdeki bütün giysilerimi narin narin çıkarıyorum ve sergiliyorum. İç çamaşırlar için bir bölüm açıyorum, grupluyorum; giydiklerim, giymediklerim. Gömleklerimi, tişörtlerimi, şortlarımı, pantolonlarımı askıları ile bir bir İskelenin geçici korkuluk demirlerine asıyorum … Geniş bir izleyici kitlesi etrafımı kuşatıyor hatta görüntüleri kayıt edenler var. Kitaplarımı, ada hakkında topladığım dokümanları da sergiliyorum, görüntüye girsinler diye. Bu arada makine mühendisi olduğunu sonradan öğrendiğim bir yolcu da, yabancılar için olup biteni İngilizce, Yunanca aktarıyor. Valizin en altındaki şortumun cebinden bilet çıkıyor. İzleyiciler (!) olayı değerlendirirken ikiye bölünüyorlar. Bir grup “Bu vapurun yolcu listesi yok mu?” diyenler. Diğer grup “Biletini elinde tutsaydı valizinin en dibine koymasaydı” diyenler. Tartışma vapurda da sürüyor. Derken İlgili Bakanlığı aramak aklıma geliyor. Açıp soruyorum: “Şu anda Midilli Ayvalık vapurundayız. Bu vapurdaki yolcuların listesi var mıdır? Bakanlığınızın ilgili birimine vapur hareket etmeden önce ulaştırılmış mıdır? “ Asıl tartışma ve telefon trafiği bundan sonra başlıyor. Resmi makamlar, listelerin sefer bittikten sonra verildiğini doğruluyor. Tabi ki bu durumun doğru olmadığını, fakat yolcuların da vapurun hareketinden ancak bir kaç dakika önce geldiklerini anlatıyorlar. Sonuçta yolcular suçlu(!) çıkıyor. Bir yolcu bağırıyor “Ulan bu gemi batsa var ya Türkiye sekiz on gün gemideki yolcu sayısını tartışacak, kimse bu sayının içinden çıkamayacak. Bir yetkili çıkıp ”sayının ne önemi var yazın ortasında yüze yüze çok rahat öldüler” diyecek. Sonraki günlerde de unutulacak zaten.

Ayvalık’ta limana indiğimizde görevlilerin her biri, yolcu listesinin yokluğu ile ilgili olarak kendisinin günahının olmadığını anlatmaya çalışıyor. Midilli limanında benim çamaşırları görüntüleyenlerden birisi, giyilmiş külotumu, tablet bilgisayarının ekranına getirmiş, hem kalabalığa gösteriyor hem de yüksek sesle: “Bu külot, Türkiye’nin deniz ulaşımını sisteme sokacak!” diye bağırıyor. Kalabalığın içinde yürüyorum. Liman görevlilerinden biri “Ben son zamanlar vapur kalkerken bu sağdaki kapıyı kapatmayı akıl ediyorum da, vapura pasaportsuz, biletsiz binmelerin önüne geçiliyor” diyerek kendine övgüler yağdırıyor. Yüreğim öyle cızzzzz ediyor ki kendi kendime söyleniyorum “12 yıl Yunanistan’a kaçmak için; gel-gitler, girdaplar, korkular içinde düşündüğüm yollar en tehlikeli olanlarıymış. Oysa ki “sağdaki kapıdan “geçip Yunanistan’a gidivermek varmış. …

URL: http://cerideimulkiye.com/?p=37813

Editör - 17 Ağu 2014. Kategori Bizim Meydan, Yazarlar. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım Gabfire themes