Yol ve Dağ – Süleyman CEBECİOĞLU

 

Sabah erken uyandım ve pencereden dışarı baktım: Heveg Vadisi gölgelerle kaplıydı.Yolum uzun olduğu için hafif bir kahvaltıyla yetindim ve alacakaranlık biterken ayrıldım yayladan. Hedefim 2100 metredeki yayladan ,bölgeye gelen dağcıların iyi bildiği, 2750 metredeki Dilberdüzü kamp alanına ulaşmaktı.

Eğer tempom iyiyse oradan kayalık sırta vurup 3450 metredeki, Anadolu’nun en yüksek buzul gölü olan Deniz Gölü’ne tırmanmak istiyordum. Tırmanışıyla dönüşüyle en az on saatim bu rotada geçecekti. Çevredeki bitkiler ıslaktı, sabah çiyi düşmüştü.

“çiy damlaları -
başka nasıl yıkansın
dünyanın tozu? ”
Matsuo Basho ,17.yüzyıl

Serin havayı içime çekerek, derenin solundaki patikadan neşeyle çıktım yola.Dilimde yine bir Orhan Veli şiiri. Kaçkarlar’a uyarlanmış haliyle tabii :
“Heveg’ten çıktım yola,
Selâm verdim sağa sola,
Haydi benim bu dünyaya garip gelmiş şairim,
Yolun açık ola!”

Yavaş yavaş yükseliyordum. Yüksekliğe uyum için yürümek en iyisidir. Kendimi içgüdüsel adımlarıma bıraktım ve zihnimi coşkuyla akan derenin sesine odakladım. Az sonra zihnim boşalmış gibiydi. Sanki derede köpük köpük akan suların içinde bir alabalık olmuştum. Osho’nun dediği gibi doğada meditasyonun sınırı yoktu.

“Yağmurlu mevsimde ırmak yeniden taşıp,öfkeyle köpürerek akmaya başladığı zaman Siddharta şöyle dedi:’ırmağın birçok değişik olduğu doğru değil mi,dostum? Irmakta bir kralın,bir savaşçının,bir boğanın,bir gece kuşunun,gebe bir kadının,iç çeken bir adamın,daha binlerce değişik sesin yankısı duyulmuyor mu? Duyuluyor diye onayladı Vasudeva ‘yaşayan tüm varlıkların sesi vardır onda.’ Sonra diye devam etti Siddharta, ‘insan ırmağın onbinlerce sesini birden,aynı anda bir arada duyabildiği zaman, hangi sözcüğü söylüyor ırmak biliyor musun ? Vasudeva coşkuyla güldü. Siddharta’ya doğru eğildi ve kulağına kutsal Om’u fısıldadı. Siddharta’nın duyduğu da buydu.”

Solumdaki yamaca doğru uçan büyük, beyaz bir kelebek zihnimi daldığı derin uykudan uyandırdı. Muhtemelen Kafkaslar’a özgü,nadir bulunan apollo kelebeklerinden biriydi. Dikkatlice yeniden çevreye bakındım: doğa ana öbek öbek pembe,mavi, mor ve sarı çiçekleri vadinin yamaçlarına serpiştirmişti.Daha yukarılarda alpin çayırlarla kaya döküntüleri ve gökyüzü ile dağlar arasında asılı kalmış sis bulutları…İzlenimci bir ressam, belki de C.Monet göklerden inmiş ve paletindeki tüm renklerle bu cenneti boyamıştı.

Çiçekler, renkler derken birden doğal dünyadan zihin dünyasına, nesnelerin içinden kavramlar ormanına geçmek…Bütün bunların bir anlamı var mı? Olmalı mı? Her şeye bir anlam katmalı mı? Kavramların,sözcüklerin ötesinde hayat var mı? Doğa ile zihin arasında kısa bir savaş bu.Doğa tabii ki galip çıkıyor savaştan. Sözcükleri unut diyor,bana.Sadece bak ve keyfini çıkar. Öyle yapıyorum, adımlarımı sıklaştırarak.

Yürümeye başlayalı bir saati geçmişti ki ileride Nastaf Yaylası’nın taş evleri belirlemeye başladı. 2450 metreye gelmiştim. Burası daha çok mezraya benzeyen bir yerdi. Kovboy filmlerindeki hayalet kasabaları anımsayarak, sessizce,kimseleri göremeden geçtim yayla evlerinin arasından. Suyumu tazeledim.

Nastaf’tan sonra giderek dikleşen patika Ana Kaçkar’ın güneydoğu yüzüne doğru yaklaşıyordu.Tam ondört yıl sonra aynı patikadan yürümek birden tuhaf geldi.Ne demişti H.Hesse , Siddharta’sında : “Zaman gerçek değildir, Govinda. Bunu kaç kez anladım. Her an kusursuzdur;her günah bağışlanmayı da beraberinde getirir;bütün küçük çocuklar içlerinde yaşlı bir adamı, tüm süt çocukları içlerinde ölmüş insanları – sonsuz yaşamı – taşır.” Seher vakti bu ıssız vadide tırmanırken ben ne taşıyordum içimde? Zor, çok zor bir soruydu.

1998 ‘de kuzey yüzünden Kavron’dan başlayıp zirveye çıkınca, 2002′de bir de güneydoğu yüzünden zirveye tırmanmıştım. O zaman grupla yürüdüğümüz bu patikada üç saate yakın sürede Dilberdüzü’ne ulaşabilmiştik. Oysa şimdi hızımı kendim ayarladığım için iki saati biraz geçe 2750 metredeki Dilberdüzü kamp alanına ulaştım. Bukla’nın büyük çadırı yanında yirmiye yakın çadır vardı. Bukla’nın çadırının önünde oturan iki genç dağcı beni davet etti. Çay içip sohbet ettik. Etraftaki kelebekleri sordum. Biraz yukarıda 3000 metrelerde apollo gördüklerini söylediler. Kısa mola sonrası sağdaki patikadan zirve yolunu gösteren babaları izleyerek kayalık sırta tırmanmaya başladım. Rotanın zor kısmı başlamıştı.

Dilberdüzü ile Deniz Gölü arasındaki 700 metrelik kayalık kütlede birkaç tane alpin çayırlık set vardı.Bu setlerde her mola verişimde yine rastladım apollo kelebeklerine.Ama süzülüp gittiler.Çekemedim. Üstelik fazla yorulmuştum.Dönüş saatimi belirleyip tırmanmaya devam ettim.Arada bir mola verdikçe 500 metre kadar aşağıda, gittikçe küçülen kamp alanı ve sarı çadırlara bakıyordum.Kaya setlerinin arasından batı yönüne dönerken sabahtan beri tırmandığım Heveg Vadisi ve aşağıdaki kamp alanı görüş alanımdan çıktı.Son kez baktığımda sabah bu rotaya başladığım yer çok uzaklardaydı.Bu kadar yolu ben mi gelmiştim ?

Karınca misali adımlarla, sabırla deneyince insan yapabiliyor.
Ama önce başlamak,o ilk adımı atmak gerekiyor. Hani “En uzun yolculuklar bile, tek bir adımla başlar” demişti ya Çinli bilge Lao Tzu…

Nihayet tam 6.5 saat sonra Deniz Gölü’ne,3450 metreye ulaştım. Sert bir rüzgâr vardı burada.Gölün kıyısında kamp yapan beş dağcıyla selâmlaşıp devam ettim.Gölün fotoğrafını çekmek için yarım saat daha zirve rotasında tırmandım ve uygun bir açıdan fotoğraf çektim.Çok yorulmuştum,nefese nefeseydim.Bir kayanın üstüne oturdum.Benim yaşımda,yakıcı güneş altında,bu süredeki bir tırmanış belki fazlaydı.

“salyangoz ,
yürü usul usul,çık tepesine
Fuji Dağı’nın.”

Kobayashi Issa,18.yüzyıl

Ayrılmadan önce 3937 metredeki ,iki kez tırmandığım Kaçkar zirvesine, sonra da göle bakınca şairin şu dizeleri yazan ruhunu bu yükseklikte daha iyi anladım:

“yaylalar kelepçeydi asi Fırat’a,
en büyük mapushane dağlardı”

Hilmi Yavuz,Doğu Şiirleri

Gölün kıyısında sandviçimi yedim, suyumu tazeleyip inişe başladım. Bir ara -nedense- geldiğim rotadan inmek istemedim ve sağ yamaçta 100 metre kadar uzunluktaki kar kulvarına girdim.Çocuklar gibi kayarak indim aşağıya.Çok keyifliydi.Kar kulvarının bitiminden itibaren kayaların arasından dik bir iniş başladı.Daha bir kaç adım atmıştım ki kaya döküntülerinin üzerinde kaydım.Zorlukla dengemi buldum.Ama az sonra bir daha kaydım ve bu kez sağ dizimi kayaya çarptım.Hafifçe kanıyordu ve morarmıştı. Yarayı oksijenle temizleyip bantladım.Ya fazla yorgunluktan olmuştu bu,ya da emektar botlarımda sorun vardı.Durup bakınca ikinci ihtimalin doğru olduğunu gördüm: botların tabanında açılmalar vardı.Bu da dengemi bozuyordu.

Hızımı düşürerek inmeye devam ettim.Bir saat sonra yeniden Dilberdüzü’ndeydim.Gençler hemen çay getirip beni kutladılar. Yaşıma göre iyi performans göstermişim.Akşam orada gecelemeyi ve sabahki zirve tırmanışına davet ettiler beni.Teşekkür ettim.Artık bir sonraki Kaçkar seferine,dedim.Seneye bekleriz,dediler.El sallayıp vedalaştık.

Sonrası derelerin,çağlayanların birbirine karışan uğultulu sesleri. Yırtıcı dağ kuşlarının çığlıkları.Derelerin sığlaştığı,çamurlu alanlarda rastladığım kelebek kolonileri.Vadinin ucundan yavaş yavaş gelen akşam sisi. Çiçekler,çiçekler,çiçekler…
Akşamüstünün serin yalnızlığı ve o yalnızlığı büyüten Heveg Deresi’nin bir an önce Çoruh’a ve Karadeniz’e kavuşma telaşıyla hızlanan akışı.

“Sen de öğrendin mi o gizemi; zaman diye bir şeyin olmadığını ırmaktan? Vasudeva’nın yüzünü parlak bir gülümseme kapladı. ‘Evet Siddharta,dedi. ‘Şunu mu söylemek istiyorsun: ırmak aynı anda her yerdedir, kaynağında, ağzında, çağlayanda, iskelede,her yerde. Irmak için yalnızca şimdi vardır;ne geçmişin ve ne de geleceğin gölgesi düşer ona.’Tamam, dedi Siddharta,bunu öğrenince yaşamımı yeniden gözden geçirdim;onun da bir ırmak olduğunu gördüm; çocuk Siddharta,olgun Siddharta,yaşlı Siddharta yalnızca gölgelerle ayrılmıştı birbirlerinden,gerçekte değil.Siddharta’nın daha önceki yaşamları da geçmişte değildi;ölümü ve Brahma’ya dönüşü de gelecekte değil.Hiç bir şey yok,hiç bir şey de olmayacak;her şey şu anda gerçek ve şu anda var.”

Yavaş tempoyla,patika kenarında rastladığım frambuazları (ahududu) yiyerek ve giderek artan bir yorgunlukla dört saatte Heveg Yaylası’na dönüyorum.Yeniden alacakaranlık.Canım sadece yemek ve su istiyor.Çok zaman önce yine bir Kaçkar gezisinde,konakladığım yaylada ölen Hemşinli dede için yazdıklarımı hatırlıyorum uykuya dalmadan önce.

SU ZAMANI ,GÖK ZAMANI

Zihnin zamanı unutmuş,çimen kokusu ile gökyüzü arasında geziniyor. Çimenlik sırtı tırmanıyorsun ve birden önüne geniş bir dünya açılıyor.

Uzak dağlardan kıvrılıp gelen,gitgide büyüyen bir ırmak ve durgun suya yansıyan,geçip giden bulutlar…
Gerçekten akıyor mu şu koca nehir, yoksa akıp giden biz miyiz?
Su zamanı,toprak zamanı, gök zamanı…Hangisi,nereye akar?
Suyun zamanı, toprağın zamanından farklı mıdır? Ya da gök zamanından? Zaman her birinde farklı hızla mı akar? Daha doğrusu akar mı? Akarsa nereye gider? Bak şu ilerideki yoksul kulübede bir dedenin kalbi duruverdi az önce.Onun zamanı da durdu. Zaman da onunla durdu sanki.Artık hiç bir zaman türü yok onun için.
Ne yoksulluk,ne de varsıllık zamanı.
Ne gençlik,ne de yaşlılık zamanı.
Yaşamın saati duruverdi.

Aslında zaman, yaşamla ölüm arası bir sallanan bir sarkaç.
Şairin karşı konulmaz akışı içinde zamanın, dediği gibi.
Belki de zaman bir anafor,girdap.

Dedenin ölümüyle gökler de karardı ve bulutların suda yansıması bitti.
Bir kırlangıç sürüsü suya sürtünerek uçuyordu az önce.
Birden kayboldular.
Sanki aniden su zamanından gök zamanına geçiverdiler.

Neredesin şimdi? Hangi yalnızlıktasın?
Su yalnızlığı,gök yalnızlığı,dağ yalnızlığı mı ?
Hiç biri.
Sözcüklerin hiç bir şeye yaramayan derin yalnızlığındasın.
Boş bir sayfanın içinde gibisin.
Evet paragrafların, kelimelerin,noktalama işaretlerinin dokunamadığı,görünmez bir yerindesin o sayfanın.
Anlam arıyorsun.Arama boşuna,yok. Anlam da bir sözcük. Sözcüklerin çok uzağındasın.

Süleyman CEBECİOĞLU, Ağustos 2016, Kaçkarlar

 

URL: http://cerideimulkiye.com/?p=40862

Editör - 8 Eyl 2016. Kategori Gezmeye Gitmek, Mülkiye'den Damlalar, Mülkiyeden. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım Gabfire themes