Asaf Savaş Akad: “Ben yaptım oldu” derseniz, üzerinden araç geçmeyen köprülere bakar, karalar bağlarsınız.

Bugün ülkemizde yaşanan bazı sorunları “üst akıl”, “iç mihraklar”, “dış mihraklar”, ‘haçlılar’, ‘düşmanlar’ gibi etrafı somutlanmamış soyut yerlere yıkıyoruz. Aslında bu sayede sorunların sorumluluğundan kaçıyoruz. Kim ne anlar, kim ne kadar inanırsa…

“Piyasalarda yaşanan kuru gürültülere kanmayın, sorunlar iktisadi değildir, siyasidir”

2017’de başlayan hareket siyasidir. Anayasa değişikliği, siyasi gerilim, Suriye gerilimi, AB ile bozulan ilişkiler belirsizliği artırdıkça kurda arttı.

Yakın geleceğin riskleri ise;

Koordinasyon: Geçmişte ekonomi politikasında koordinasyon vardı. Şimdi bölük, pörçük, etkisi muğlak, sonuçların hesaplanamadığı bir ekonomi politikası var. Adeta tutanın elinde kaldığı havası var.

Hukuk: İnsanların kafasında hukuk ve yargı sisteminin işleyişi hakkında çok ciddi tereddütler oluşmaya başladı. Modern ekonomide uzun süreli sözleşmelerin yapılması gereklidir. Sözleşmelerin garantörü tarafsız ve etkin yargı sistemidir. Yargı etkin ve tarafsız çalışmayınca sistem yavaşlar, giderek ekonomide potansiyelin altına düşülür.

Yönetim: Siyasette ve kamu yönetiminde, kural ve kurumlar yerine kişileri; liyakat yerine sadakati ikame eden bir tarz güçlenmesi. En kötü durum ise; beceriksizlikle keyfi yönetimin birleşmesidir. Aşırı merkezileşme, yani bütün kararların en üst düzey tarafından alınması idarenin etkinliğini düşürür, sorunları biriktirir. Küçük hataların büyük tehlikelere dönüşmesini kolaylaştırır.

Dış politika: Türkiye dışa açık bir ekonomidir. Türkiye’nin dış dünya ile ilişkilerinde gözle görülür bir bozulma vardır. AB tek pazarda mukayeseli üstünlüklerimiz vardır. İlişkilerin kopmasının ekonomik bedeli çok ağır olacaktır.”  (mukayeseli üstünlük: örnek: Siz ucuza ürettiğiniz tekstili satar, karşı tarafın ucuza ürettiği arabayı alırsınız)

 

Buraya bir not düşmem gerekiyor. Bizler Abdülhamit rüyası ile büyüyen bir nesiliz. Bugün Abdülhamit dönemine baktığımızda, kudretli bir padişahın koca imparatorlukta bir karakol komutanını dahi atadığını öğrendik. Mesela, orduda sadakati sağlamak için askeri okul okumamış mareşallerin olduğunu gördük.

Her şey kudretli padişahın rızası ve idaresi altında toplanınca, bilgi ve liyakatin çokta önemli  olmadığını görüyoruz. İtaat ve sadakat öne çıkıncı kurumlar da işlemez oluyor. Güçlü lider döneminde çok iyi işlemiş gibi görülen düzen, bir adım sonrasında içi bomboş çuval gibi çökebiliyor. Nitekim Abdülhamit sonrası iki kat güçlü olduğumuz Balkan ülkelerine savaşı perişan halde kaybettik. Oysa 3 yıl sonra reformların ardından, Çanakkale’de, Kutul-Amare’de, Medine’de destan yazan başarılara imza atan ordular kurduk.

Kurumlar yerine kişilerin, kurallar yerine ilişkilerin, bilginin yerine itaatin öne geçtiği düzenler nasıl bir sona gidiyor? Yani bugünü değil, biraz da yarını düşünün.

 

Ak Parti kuruluş felsefesinde şu noktalar vardı:

1-Aynı kaynakla daha çok hizmet yapılarak yönetimde etkinlik artacak. 2-Faizlerin düşmesi ve ekonomik büyüme ile vergiye ihtiyaç azalarak, devlet küçülecekti.

Ama böyle olmadı. faiz dışı kamu harcamaları 4 puana yakın artış gösterdi. Devlet ülke ekonomisinden hızlı büyüdü. Kamuda kaynak israfını vatandaş da görüyor. Kamu yöneticilerinin bir yerden bir yere gidişinde bu görülüyor. Bu gösterişlerin hizmet kalitesi ile ne alakası var.

Alt yapı yatırımlarında fayda-maliyet hesaplarında büyük hatalar var. “Ben yaptım oldu” derseniz, üzerinden araç geçmeyen köprülere bakar, karalar bağlarsınız.

 

Ak Parti başarılarını sağladığı muhafazakar kadro hareketi özelliğini kaybediyor. Popülist bir karizmatik lider partisine dönüşüyor. Bu açıdan, önümüzdeki bir kaç yıl bana kritik geliyor.

 

URL: http://cerideimulkiye.com/?p=41937

Editör - 5 Nis 2017. Kategori Ekonomi. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım Gabfire themes