Yürümek ve ahlaki üstünlüğün eşsiz değeri… – Murat SEVİNÇ

Kılıçdaroğlu’nun başlattığı ve beni bir yurttaş olarak çok heyecanlandıran ‘Yürüyüş’ bu ve sonraki bir iki CHP yazısına da ilham versin.

Tabii, heyecanın nedeni, olup bitenden ‘mucizevi’ sonuçlar beklemekten kaynaklanmıyor. Tahmin ediyorum, yürüyüş çok büyük bir kitlesel miting ile son bulacak ve ertesi gün, güneş yine aynı yönden doğacak! İnsanlar, ‘Eee ne oldu şimdi?’diyecek. ‘Adalet’ talebine manasız bir biçimde ‘Rabia’ işareti ile karşılık verenler de, 15 Temmuz’da, ‘Kitle öyle değil böyle olur’diyerek büyük bir gövde gösterisi yapacak. Hatta, ‘Hani nerede o adalet yürüyüşçüleri’ filan denecek. Sanki başka bir memleketin insanıymışçasına.

Bunları tahmin etmek güç değil. Artık hiç bir ‘sürprizi’ kalmadı iktidarın. Kişisel olarak, her sabah, bir iktidar mensubunun bana ‘terörist’ diyeceğini, ya da muhtelif hakaretler yağdıracağını bilerek uyanıyorum zaten! Türkiye’de son yıllarda ‘terörizm’ olarak adlandırılan ‘insan eylemlerinin’ toplamına bakılırsa, terör zanlısı sayının yaklaşık 25 milyon civarında olduğu görülebilir!

Tabii bu adamlara ‘Yahu sen bana da, bir eğlence mekânında 39 kişiyi otomatik tüfekle katleden canlıya da aynı terminolojiyi layık görürsen, bir süre sonra insanlar hiç bir söylediğini ciddiye almaz’ demenin de faydası yok, artık düşünemiyorlar zira.

Ya da şöyle örnekler versek, mesela:

1998 kış ayında binlerce türbanlı kadın zincir oluşturdu İstanbul’da. O yüzdendi bu yüzdendi, niyet şuydu niyet buydu; geçelim şimdi bunları. Bir talepleri vardı ve o talep ‘haklı’ bir talepti. Talebiniz haklıysa, bir mağduriyetiniz varsa, bu size ‘aynı zamanda ahlaki bir üstünlük’ sağlar. Muktedir olan ne derse desin, o ‘üstünlük’ ile başa çıkamaz, er ya da geç hakkınızı alırsınız. Mümtaz Hoca’nın bize ilk derste dediği gibi, ‘Hak verilmez, alınır!’

Nitekim o dönemin Çevik Bir’leri ve siyaset ile basındaki şürekası, ‘bin yıl süreceğini zannettikleri’ (üç yıl sürdü!) iktidarlarının pervasızlığıyla davranıp ‘muhalif’ olanı güçlendiriyordu. Değişmeyen kural! Bugün, o zamanın muhteremlerini ‘çok aratan’ uygulamalar söz konusu. Onlar bile her canlarını sıkanı terörist olarak adlandırmıyordu, örneğin.

28 Şubat sürecine dair eleştirel (bildiğim kadarıyla ilk ve son) ‘anayasa makalesi’ yazan biri olarak, bugünün ‘anormallikleriyle’ karşılaştırmayı dahi zül sayarım, hiç kusura bakmasınlar.

Yetmedi mi? O zaman yakın zamandan, belki daha iyi anlayacakları bir örnek: Hem AYM’nin hâlâ hatırladıkça pes dediğim 367 kararı, hem de AKP hakkında açılan berbat kapatma davası iddianamesi, kimin işine yaradı?

Olmadı mı? Eh örnek çok, bu da daha da yakın tarihlisi ve sonuncusu olsun o zaman: Daha üç beş yıl önce, ‘yargının emanet edildiği’ Cemaat’in hakim ve savcıları ‘delil üretti’, herkesi bir torbaya doldurmayı hedefleyen, saçmalıklarla dolu iddianameler hazırladı.  İktidar ve dalkavukları bu rezilliğin baş destekçisiydi. Sonuç?

Ezcümle, ısrar ve ısrar ve ısrar ve ısrarla: Yürüyüşe yapılan sözlü saldırıların, anlamsız açıklamaların hiçbir önemi yok. Daha doğrusu, muhalefeti daha da güçlendirme dışında, işlevi yok. Tarihin, başka bir form ve isimlerle tekerrür ettiğine bir kez daha tanık olmanın hüznü dışında…

Bugün, zorlu koşullarda yüzlerce kilometre yürüyen insanlar, kazanacak. Ahlaki üstünlükleri, haklı bir talepleri var. Adalet. O talebe, fazlasıyla bildik dille laf yetiştirmeye çabalayanlar, kaybedecek. Hiçbir baskı dönemi ilanihaye sürmez ve bunu en iyi bilenler, yönetenlerdir, kuşku duymayın.

Çünkü, nasıl iktidar olduklarını, hangi koşulları lehlerine çevirdiklerini, en iyi onlar bilir. Sinirleri, ifadelerindeki tuhaflıklar, hakaretleri, suçlamaları vaatsizlik ve çaresizlikten. ‘Ben başörtümle üniversiteye gireceğim kardeşim’den, ‘Biz yolları teröristler yürüsün diye yapmadık’a dönüşmek, az buz perişanlık değil, takdir edersiniz.

Unutmadan: Bir eylemin niteliğini ve değerini, katılanlar kadar, karşı çıkanlardan da anlarız. III. Milliyetçi Cephe’nin bileşenleri malum. Tabanıyla bağını giderek koparan MHP. Kritik oylamalarda ‘kendi seçmeninin’ yarısından fazlasını ikna etmeyi ‘başaramayıp’ buna mukabil genel başkanlık koltuğunda oturmayı ‘başaran’ biri Bahçeli ve bildiğim kadarıyla yer yüzünde eşi benzeri yok bu durumun.

Diğeri BBP, geçiniz.

Asıl önemlisi Perinçek. Vallahi ben AKP’lilerin yerinde olsam, bayram ve seyran değilken Perinçek gibi biri neden sürekli bizi öpüyor, diye sorar ve endişeden uyuyamazdım. Dedim ya, artık ne yazık ki bu ‘düşünme’ eşiklerini aşmış durumdalar.

III. MC’nin ‘ortak’ kanısı, yürüyüşün ‘Milli’ olmayışı. Herhalde bu derinlikli eleştiriden etkilenip hayli milli bir iş yaptıklarını düşünenler, Düzce’de konaklama yerine bir kamyon ‘tezek’ dökmüş. Tövbeler olsun. Allah bilir Perinçekgiller’in çok hoşuna gitmiştir. Tezek.

Dönelim başa.

Yürüyüşten heyecan duymamın nedeni, yıllardır yazmaya çalıştığım konuların pratiğini gözlemleyebilme şansına kavuşmak. Okuyanlar hatırlıyordur, yeni temsil biçimleri, yeni ve barışçıl eylem biçimleri üzerinde kafa yoruyorum hayli zamandır ve bu yürüyüş, işte tam da ‘Yeni’ olanın karşılığı.

‘Yürümenin nesi yeni?’ diyenler olacak kuşkusuz. Yürümek yeni değil de, Türkiye’de, devlet partisi olarak nam salmış neredeyse bir asırlık bir partinin genel başkanının ‘Adalet’ talebiyle yüzlerce kilometre yürümesi, binlerce insanın ona eşlik etmesi, yeni. Türkiye tarihinin en önemli kavşaklarından biri olduğu kanısındayım. Israrla!

Değişen dünyada, değişmeye çok yakın temsil ilişkileri ve yönetim biçimlerinin eşiğinde; tam da olması gerekenlerden biri, işte buydu: Büyük, barışçıl, kitlesel ve şaşkınlık verici eylem. Her iktidarı çaresiz bırakacak türden ve ayrıca dünya genelinde ilgi çekici. Şiddet içermeyen ve provokasyona inatla direnen. Farklılıkların katılıma ‘içtenlikle’ açık. ÖDP genel başkanı da orada, Cihangir İslam da orada. İyi ki de oradalar.

Ben 28’indeki yürüyüşe katılabildim. Umuyorum bir iki gününe daha katılma fırsatı bulacağım. Yok hayır, ‘Diken’in acar muhabiri’ sıfatıyla değil, amatör duygularla! Ölmez sağ kalırsam, bu konuya ‘zevkle’ devam edeceğim. Katılımcılara, tepki gösterenlere, organizasyona, zorluk ve güzelliklerine, insanların heyecanına, olumsuzluklara, numaracılara (!) vs. Tabii bir de, ‘sonrasına’ dair.

Yürüyüşle ilgili şimdilik: Çok zor bir organizasyonu kazasız belasız sürdürmek için elinden gelen her şeyi yapan ve o sıcağın altında disiplinle hareket edip hiçbir tahrike kapılmayan partili partisiz herkes, içten bir kutlamayı hak ediyor. Helal olsun. Ha bir de, Kılıçdaroğlu ‘dublör’ kullanmıyor, şahidim!

28 Haziran tarihli Cumhuriyet’in Ek’i olan ‘Cumhuriyet Akademi’ye, spor tarihinden hareketle, ‘uzun mesafe’ yürüyüp koşmak ve yürüyüşün ‘tedavi edici’ etkileri üzerine kaleme aldığım yazının bir iki sözcüğüyle bitsin okuduğunuz satılar:

Yollar yürümekle aşınmaz ama insan ve memleket, yürüyerek değişebilir. Hadi hayırlısı…

Yazı önerisi: Celal Bayar’ın subliminal mesajları (!) üzerine yazdığım kitap incelemesi…

URL: http://cerideimulkiye.com/?p=42716

Editör - 30 Haz 2017. Kategori Mülkiyeli Köşe Yazarları, Yazarlar. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım Gabfire themes