Çığlık – M. Şehmus GÜZEL

Anlatılan epey garip, kabussal, heyecanlı ve düşündürücü:

 

« Derin uykumdan aniden sıyrıldım, eşimin akıl almaz çığlıklarıyla. Korku ve heyacandan gözlerimi açar açmaz suratımın orta yerine saplanmak üzere ucu sipsivri kasap bıçağını gördüm ve nasıl olduysa oldu başımı ve suratımı yastığın soluna atabildim, can kurtarma derdi neler yaptırmaz insana. İnsana. Panik poyrazı esiyor yatak odamızda. Başımı ve suratımı kurtardım ama yastık sizlere ömür : Kuş tüyleri odada uçu uçuverdiler. Bunları, doğrusunu isterseniz, olaydan epey sonra anımsayabiliyorum, birbiri peşine sıralayabiliyorum. Yoksa o anda ne olup bittiğini anlayacak, kayıt edebilecek veya hele « yazacak » durumda hiç değil(d)im. Yastığı kurtaramadım. Yastık paramparça. Döşek de nasibini aldı. Birkaç bıçak darbesi de onun « hakkına düştü »  (!!!) Ama kan yok. Önemli olan da bu. Eşim ne iyi ki tüy siklet, iki üç hamlede derdest edebildim, bıçağı nedeni bilinmez bir biçimde duvara doğru sallamasından sonra ve başını şiddetle duvara vurmak üzereykenden hemen önce, o minik başını ille duvara vurmak için sallayadururken. Bağırıp çağırmalarına, anlaşılması ve çevirisi nâ–mümkün küfürlerine, çığlıklarına kulak asmadan, nazikçe ve canını yakmamaya özen göstererek, ellerini bağlamak zorunda kaldım. O anda elime geçen ne varsa onunla. Sonra ayaklarını, yoksa tepinip duracaktı, zembereği boşanmış yada cereyana kapılmış oyuncak bebekler gibi, ayaklarını sağa sola, masa, koltuk ve sandalyelere vurup canını acıtmasından korktum. Susması için çare yok. Ne yapmalı ? Ağzına bir tenis topu mu koymalı ? Oha ! O kadar da olmaz. Ayıp. Bir elma mı ? O da olmaz. Yorulana kadar bağırıp çağırmasına engel olamazdım, olmadım da. Hem böylece « içindekileri » çıkarması da iyi oldu. Bu benim sevdiğim kadın mı ? Hani adına şiirler yazdığım, güzel gözlerine bakıp bakıp uzaklara çoookkkk uzaklara « gittiğim »… Gölgede unuttuğum. Evdeki demirbaşların arasında, yanında, « içinde » kendi başına terkettiğim sevgilim mi ? İş, metro, « dodo »/uyku sarmalında esir olup, özümle birlikte tutsak ettiğim canım, cananım mı ? Sorular peşpeşe ta yüreğimden vuruyor. Birden gözüm çalar saate takılıyor. Gecenin üçü. Ne yapmalı ? Anne ve babama ve teyzeme telefon etmeliyim diyorum. Önce teyzem Pat’ı arıyorum. Adı Patricia ama biz kısaca Pat diyoruz. Psikiyatrdır, hallerimizden anlar, bir çare bulur, bir yol önerir diye. Pat her zamanki gibi cin, leb demeden leblebiyi anladı ve : « Hemen acil servisi ara. Merak etme. Ben hızla yola çıkıyorum, bir saatte varırım » diyerek telefonu kapadı. Pat, mutfakta kahve makinasını fişe takılı unutup, evinden çıkıyor, atlıyor otomobiline ve saatte 130-140 ile gazlıyor… Birazdan bunları o bana anlattı. Sonra anne ve babama telefon ettim. Keşke aramasaydım. Annem uyku ilacıyla, babam dün gecenin şarabıyla sersem. Ne söylediğimi anlamadılar ve saçmalamaya başladılar bile. Pes ! Yanlış kapıyı çaldığımı bir kez daha anladım. Telefonu kapadım. Acil servisi aradım …

 

Acil servisten iki erkek, bir kadın ambulans, takım-takavatla geldiler. Baktılar. Sesi soluğu kesilmiş, sanki bütün kanı akıp boşanmış, bembeyaz yüzlü, bembeyaz vücutlu, yeşil ve az bulutlu gözleri koskocaman açık, ağzı kupkuru eşimi aldılar. Ben de onlarla gittim… Eşimi bu saatte yalnız bırakacak adam mıyım ? Değilim …

 

Eşim şimdi « Akıl ve Ruh Hastalıkları Hastanesi »nde gözetim altında. Eşim, çözemediği ve çözemedikçe abarttığı binbir sorunun esiri. Yıllarca kapalı kaldı. Aklını çaldı.

 

Ben ölseydim eşim arkamdan ağlar mıydı ? Bu soruyu sormamın yersizliği pek açık artık. Değil mi ? Doktorlara kalırsa eşimin gözetim altında kalması « bir parça sürebilir ». Bense kendimi denetim ve özgözetim altına aldım. Ya ben de delirirsem. Ya ben de zaten deliysem. Eşime yaptıklarıma bakılırsa belki anadan doğma deliyim. Pat ve doktorlar « merak etme delilik bulaşıçı değil » diye beni ikna etmeye ve sakinleştirmeye çabaladılar. Ama beni kandıramadılar. Eşim örneğin mini minicik, tatlı sudan daha tatlı, balık etli, lokumdan yumuşak, şekerden şeker, güzelmigüzel, sevecen, şirin, dokunmaya korkarsın türündendi, ama bak nasıl aniden delirdi ? O delirdiyse ben de delirebilirim. Belki ben şu an zaten deliyim. Ama o kadar deli arasında kimse farkına varamıyor olmalı.

 

(…)

 

Terden sırılsıklam uyanıyorum. Böyle de rüya mı olur diye, « yönetmene » ters ters bakıyorum. Yönetmense bana daha beterinden beter bakıyor ve « Bana bakacağına kendine ve şimdiye kadar yaptıklarına bak ! » diyor. Aaa adama bak be. »

 

Sevgili okuyucularım, bıyıklılar ve bıyıksızlar, durum vahim, bu nedenle uyarmak için şuraya not düşüyorum yine de : Dikkat ! Dikkat ! Delilik kapı(mız)da. Hem bugün veya yarın, mutlaka pek yakında, zamanı gelince, kadınlar günü kutlanacak. Sakın unutmayın : Kadınları(mızı)n çığlığını. Şimdiden tedbirinizi alın : Uyanır uyanmaz hemen mutfağa doğru savrulun ve bugün de sabah kahvaltısını siz hazırlayın. Hani değişiklik olsun diye. Bu kadarıyla kimse size « ayol bizimki delirdi mi ne ? » demez ( !) Söz ! Deli sözü.

 

 

URL: http://cerideimulkiye.com/?p=42768

Editör - 31 Tem 2017. Kategori Mülkiyeli Köşe Yazarları, Yazarlar. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım Gabfire themes