Ateyizler, gasteciler… Bir de o ne güzel öpüşme öyle! – Sevilay ÇELENK

Haftanın gündemine “ateyiz terörü” ve yoga etkinlikleri arasına sotalanmış “Budist terörü” felan bomba gibi düşünce, açayım da şu ateyiz dünyayı bir de bu gözle inceleyeyim dedim. Feysbuktan başladım. Tanıdığım ateyizlerin sayfalarını açtım. Nasıl insanlar bunlar? Aşka, evliliğe, çalışma hayatına, topluma ve tabii toplumsal şiddete ve terör olaylarına nasıl bakıyorlar acaba diye, didik didik inceledim? Sonuç oldukça kafa karıştırıcıydı aslında; sevgiliye, aileye, çoluk çocuğa bağlılıksa bağlılık. Dosta, arkadaşa sadakatse sadakat. Mevsimine göre salçaysa salça, turşuysa turşu, konserveyse konserve. Boş zamanın uzunluğuna göre ise örgüyse örgü, hobi bahçesiyse hobi bahçesi. Pek tabii kediyse kedi…

Feysbukta istersen insanların hayatının son on küsur yılını filan güzelce stalklayabiliyorsun (sinsice izleyebiliyorsun yani). Böyle bir özellik var ve araştırmamda bundan yararlandım. Gördüklerim de şu yukarıda saydıklarımdan ibaretti. Terör yok, silah yok, adam adam erkekler yok, kan banyosu fetişizmi yok. Kurbanlık koyun hiç yok. Evet. Olmayanlar da bunlar. Sanırım yüz kırk hayat filan inceledim ki az buz değildi. Size bir şey söyleyeyim mi? Bu ateyizm iddiasından vazgeçseler, maazallah cennete bile sızar bunlar.

Arkadaş madem böyle Jesus Christ gibi mazbut yaşayacaktınız, ne demeye ateyiz oldunuz siz demiyorum tabii. Sevap ya da günah gibi kategoriler içinden tutum ve davranış geliştirmeye ihtiyaç duymuyorlar demek ki. Kendi birikimleri çerçevesinde ve kendilerine özgü bir “maneviyat” geliştirmişler. Bireysel ve sosyal etik dizgelerini oluşturmuşlar ve dengelemeye çalışıyorlar ki bu da hiç kolay olmasa gerek. Bu dünyanın “öbür tarafı” da olduğuna inanmamalarına rağmen, “iyi” birer insan olmaya çabalıyorlar en azından.

Böyle vallahi. Şiddet meselesine gelince; bu ateyiz insanlar, değil bir canlıyı öldürmek ve ateyizm uğruna şiddete ya da teröre bulaşmak, birçoğu, boş bir hedef tahtasına bir kurşun bile sıkamaz. Bunlar hatta insanı canından bezdirir. Hiçbir canlıya sözle bile olsun haksızlık yapmıycam, siyaseten doğrucu olucam diye. Bunların birçoğu aynı zamanda ekolojisttir, bir kısmı vegandır, “canlıcı”dır. Hatta dır dırcıdır… Bunların yüzünden kimseye “köpek gibi havlıyor” bile diyemezsiniz ağız tadıylan. Köpeklere hakaret ediyorsun diye perişan ederler seni. Öyle, “bak kardeşim köpeğin havlaması normal bir şeydir, kendi türünün kalıpları içindeki bir davranıştır ama insanın havlaması sıkıntılıdır, ben ondan şettiriyorum, üstelik köpek ne dediğimi nereden bilecek” de diyemezsin, seni türcülükle suçlarlar ve insana, diğer canlılara ve doğaya yönelik birçok fenalığın arkasında da böyle “türcü” teşbihlerin olduğunu söylerler ki yerden göğe kadar haklı çıkarlar.

Yani bunlar böyledir…. Ateyiz teröründen o yüzden söz edilmiyor olamaz mı acıba? Her mahallenin delisi olduğu gibi, ateyizlerin de saykosu, delisi, ceberrutu elbet vardır. Ama ateyiz teröründen söz edebilmek için, ateyiz ideoloji, hayat tarzı ya da dünya beklentisi adına terör yapılması lazım gelir ki ne yalan söyleyeyim, ben böyle bir olay hiç duymadım…

Feysbukta bunları düşünerek incelemelerimi sürdürürken tabii, ara ara önüme düşen başka paylaşımlara da bakıyorum. Kerameti kendinden ve kendi çevresinden menkul kimi “bilgin”lerin itibar gördüğü siyasi gettolarda da acayip acayip şeyler konuşuluyor. Bazı arkadaşlarım acayiplikleri nedeniyle ortalıkta dolaşan bazı tivitleri feysbukta paylaşıyorlar da öyle geliyor önüme bunlar. Sanal siyasal gettolarda, bu “itibarlı” adamların peşinde, birçok konuya dair ahkam kesen, ırkçı ve mezhepçi kötülüklerini başkalarına yansıtıp her tür demokratik mücadeleyi karalayan, sağı solu satılmışlıkla, hainlikle, casuslukla vs. itham edip duran “takipçi” bir zevat var. Düşünsel hayatlarını kurusıkı komplocu fikirler organize ediyor bunların. Keyiflerine uymadıkça hiçbir değer meğer takmayacaklarına bahse gireceğiniz bu şahıslar, çağdaş dünyanın ve medeniyetin krizinden, ateyiz değer yitiminden, ruhun ölümünden, kadın bedeninin teşhirinden, ailenin mahvından filan söz ediyorlar. Bıkdım bu kaşmerlikten… Daha fazla yazamıycam.

Bizim ateyizlere gelince, bakıyorsun, aileyi ve ailenin kökenini Engels’in izinde bin yıldır sorun ettikleri ve sadakat, bağlılık filan gibi temaları pek öyle yüceltmedikleri halde, birçoğu on yıl, yirmi yıl demeden aynı sevgiliyle, mutlu ve minnoş, mesut ve sevecen bir beraberlik yaşıyor. Birbirleriyle o kadar mutlu görünüyor ki bu ateyiz çiftlerin bir kısmı, fırsat bulsalar derhal Ege’de bir sahil kasabasına, hatta Kaz Dağları’nın eteklerindeki taş evli köylere filan kaçıp, oralarda birbirlerine sokularak ömürlerinin geri kalanını yaşayıp gidecek gibiler. Bunu gerçekten yapan da yok değilmiş ha tanıdıklar arasında, ancak şimdi fark ettim. Elbette kimsenin ille de böyle yaşaması, hayatındaki kişilere ya da ailesine bu şekilde sımsıkı bağlanması gerekmiyor. Sadece “değer” yitimi, yalnızlaşma, amaçsızlaşma, savrulma filan gibi noktalardan saldırılıyor ya bu ateyiz insanına. O bakımdan değindim.

Bu ateyizlerin çocuklarına ilk öğrettiği şey de, yalanın, riyanın, tahakküm kurmanın, ezmenin ve sömürmenin ayıplığı ve de affedilmezliği filan oluyor. Bu ateyizler değil teröre meröre bulaşmak, masallarda şiddet var diye çocuklarına o masalları okutmayı reddediyor. İşi gücü bırakıp masal yazarı bile oluyor bunlar. Kurtsuz kuzusuz masal yazıcam ben diye tutturuyorlar. Ne diyelim onlarınki de bir pers-pek-tip…

Neyse işte meselem ateyiz terörü olduğundan, sanal dünyada bir kazı çalışması yapıyordum ki önüme 2017’nin umut, direniş ve aşk dallarındaki tüm fotoğraf ödüllerini silip süpürecek bir fotoğraf düşmesin mi? Ateyiz mi değil mi bilmiyorum ama hırsız ve terörist olduğu ve bankamatiklerden para çaldığı  ima edilen tutuklu gastecilerden biri olan Kadri Gürsel’in fotoğrafı! Para çalmak için bankamatiklere kopyalama cihazı mı yerleştiriyorlar, yoksa matkap ve olta mı kullanıyorlar artık bilemiyorum şahsen.

On bir aylık tutukluluktan sonra tahliye olan Kadri Gürsel, mahcup bir askerin aşırı tatlı kaçırdığı bakışlara ve arkadaki komutanın ne yapacağını bir parça şaşırmışlığına filan hiç aldırmaksızın yeni kavuştuğu karısıyla öpüşüyor. O ne güzel öpüşme öyle! Siyah beyaz Yeşilçam filmlerinde kalan bir “beyfendilik” kültüründen geldiğini düşündüğüm, iyi gazeteci Kadri Gürsel’in tahliyesini duyunca zaten çok sevinmiştim… Üstüne de bu kadar güzel bir fotoğrafa rastladım.

Bu fotoğraftan yayılan umutla, bildiğim ve hatırladığım kadarıyla, Ahmet Şık’tan İnan Kızılkaya’ya, Selahattin Demirtaş’tan Gültan Kışanak’a birçok gazetecinin, siyasetçinin ve en son da arkadaşlarımız Özlem, İlknur ve diğerlerinin adlarını içimden sayarak, “darısı başınıza” dedim. Bununla da yetinmeyerek, Ege’de bir yerlerden getirip Ankara’da yaşatmaya çalıştığım melisa çalısına da ufacık, kırmızı bir dilek çaputu bağladım. Hepsi tahliye olsun diye. Yapraklarını dökerek, Ankara’ya kahredip duracağına bir işe yarasın şu Melisa zillisi.

Umudun, aşkın ve direnişin fotoğrafını veren Kadri Gürsel de eşi ve oğluyla birlikte bin yaşasın.

Dışarıya hoş geldin Kadri Gürsel…

#HepsiniBekliyoruz!

URL: http://cerideimulkiye.com/?p=42816

Editör - 28 Eyl 2017. Kategori Mülkiyeli Köşe Yazarları, Yazarlar. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım Gabfire themes