Biz birbirimizin umrundayız beyler! – Sevilay ÇELENK

Cezaevlerindeki hak savunucuları, gazeteciler, vekiller ve tutuklu diğer korunmasız yurttaşlar muktedirlerin umrunda bile değil. Daima muktedirin yanında durmayı seçmiş olan kişilerin ve toplum kesimlerinin de umrunda değil. Bunu her vesileyle açık seçik görüyoruz. Hak hukuk gaspını umursamayan ve bu manada da sorumlu yurttaşlık dersinden sınıfta kalan toplum kesimlerini Sayın Cumhurbaşkanına da havale edemiyoruz, ki şöyle yüreğinin getirdiği en derin yerden, “Sen yurttaş olsan ne yazar, olmasan ne yazar? Sorgusuz sualsiz yaşamakla yurttaş olunmuyor” desin. O bir şey demeyince başka kimse de bir şey diyemiyor pek. Denklem böyle.

Hak savunucuları hakkındaki Büyükada iddianamesi iki gün önce kabul edildi biliyorsunuz. 8’i tutuklu 11 hak savunucusu 25 Ekim’de hakim karşısına çıkacak. İddianame 15 yıla kadar hapis talebi içeriyor.

Kimsenin umrunda olmadığımız bu körkütük zamanlarda, biz birbirimizin daha çok umrunda olmak zorundayız… Birbirimiz derken de eşitliğin ve adaletin sağlandığı ortak bir bugün tasavvur eden, özgür ve barış içinde yaşadığımız bir gelecek düşü kuran ve bu yöndeki toplumsal mücadelenin bir ucundan tutmuş olan herkesi kast ediyorum. “Birbirimiz” diye adlandırdığım aidiyet bağı bundan ibaret. Bir diğerimize ve “öteki”lere bu şekilde bağlanmamız yeterli “birbirimiz” olmak için. Beni Özlem Dalkıran’a, İlknur Üstün’e ve diğer hak savunucularına bağlayan şey budur. Onlarla biz “birbirimiz” oluruz.

Özlem Dalkıran’ı tanıyanlar bilir; geniş bir arkadaş ve dost çevresi vardır. Çünkü çok cömert bir ruhu ve hafifliği vardır Özlem’in. Kendisine doğru bir adım atan insanları, bana doğru bir adım attığına göre bir eksikliği vardır kesin diye kafadan değersizleştirmez. Tam da tersi böyle insanlara kafadan değer verir. Herhangi bir türden kompleks sahibi değildir çünkü. Özlem pek az kişide rastlayabileceğiniz kadar mültefittir aynı zamanda. Katıldığım konferanslarda, panellerde, forumlarda, çeşitli toplantılarda ve bunların sonrasındaki mütevazı yemeklerde filan karşılaşa karşılaşa arkadaş oldum ben Özlem’le.

 

Feray Salman-Özlem Dalkıran

 

Feray Salman’ın izniyle kullandığım şu fotoğraftan da göreceğiniz üzere, sevdiklerine her zaman çok içten ve sımsıkı sarılır Özlem. Heyecanlı tartışmalara girer ve aynı zamanda çok dikkatle dinler herkesi. Benim tanıdığım Özlem böyle biri. Kendi hasletlerini anlatıp durmayan ve karşısındaki insana dikkat eden biri. Dünyasının merkezinden kendini alaşağı etmiş olan ve iki sözünden birinde ben, beni, bana demeyen insanlardan… Kimse durup dururken hak savunucusu olmuyor işte; durup dinlediği için oluyor. Başkalarının derdiyle dertlendiği için oluyor. Saydığım bu özelliklere sahip olduğu için de oluyor. Özlem, tesadüfen hak savunucusu olmayan bu insanlar arasındaki kıymetlilerimizden biri.

İlknur Üstün; sayısız ortak arkadaşımız olmasına ve aynı şehirde yaşamamıza rağmen, gözaltına alınmasından sadece bir gün evvel yüz yüze tanışma ve sohbet etme imkanı bulmuştum onunla. Aynı dupduruluk, aynı sahicilik, aynı sıcaklık… Ortak arkadaşlarımın İlknur’u neden bu kadar çok sevdiğini anlamak için sadece yarım saat yeterli olmuştu. Bunlar basit kişilik özellikleri değil. Mücadeleciliklerini, hak savunuculuklarını ve vazgeçmeyişlerini anlatan şeyler. Veli Acu, Nalan Erkem, İdil Eser, Taner Kılıç, Günal Kurşun, Şeyhmus Özbekli ve Nejat Taştan’la ilgili yazılanlara bakın, onların her biri için de çok benzer şeyler söylüyor dostları.

Büyükada iddianamesini, AKP iktidarının arkasında alçı gibi durmasıyla tanınan Nagehan Alçı bile savunamıyor. Dahası “absürtlükler iddianamesi” diye yazı yazmakla kalmıyor, iddianameyle ilişkili şaşkınlığını “Aman yarabbi” diyerek dile getiriyor! Aman yarabbi ya… Oysa Nagehan Alçı şaşırasıya kadar çeşitli absürtlükte dünya kadar iddianame akıp durmuştu gözlerimizin önünde. Tabii onların esas derdi bu hukuksuzluğun ve absürtlüğün Türkiye’nin çıkarlarına zarar veriyor olması… Bakın yazıda önemle vurgulanan tek nokta bu. Yoksa Özlem’e, İlknur’a, İdil’e… Onların sağlığına, ailelerine, yakınlarına ve dostlarına zarar verilmiş kimin umrunda?

Bizim umrumuzda… Biz birbirimizin umrundayız Beyler!

İki gün önce şöyle demiş İlknur:

“Bizim doğrudan, iyiden vazgeçme lüksümüz yok. Bundan vazgeçmemenin tek yolu hakikatin ne olduğunu görmek ve göstermektir. Eğer adalet diyorsak, eğer özgürlük diyorsak, eğer eşitlik diyorsak, bunu ancak hakikatin üzerine kurabiliriz. Her şeyin flulaştırılmaya çalışıldığı bir ortamda hakikati zor da olsa bulup çıkarmamız ya da daha görünür hale getirmemiz gerekiyor. Biz elinde büyük güçleri olan insanlar değiliz. Biz ancak birbirinin derdini dert edinip, birbiri ile dayanışarak adalete, özgürlüğe, eşitliğe gidebiliriz. Ve inanıyorum ki ister insan hakkı, ister kadın hakkı mücadelesi versin, ister kamuda görev yapsın, ister Meclis’te olsun, her yerde bunun için çabalayan insanlar var. Böyle olduğu sürece yaşananlar hiçbirimizi umutsuzluğa düşüremez.”

Duygulanımlarında ayarsız bir toplumun naçizane bir üyesi olarak, insanın İlknur’u kelimelerinden öpesi geliyor, diyeceğim burada…

Tıpkı “fakiriz biz olum” diyen, cezaevi duvarları ardında bir öykü yazarı ve bir şair yaratan Selahattin Demirtaş gibi. Haklarında istedikleri kadar terörö merörö yapılsın, kullandıkları güzel dil ve kelimeler saydamlaştırıyor ve cam gibi gösteriyor onların kim olduğunu. Neden demir kapı-kör pencere arkasına kapatıldıklarını da… Onları kelimelerinden sevmeyeceğiz de ne yapacağız? Dil yetisinin ve bu kadar iyi ifade etmenin iç güzelliğiyle, mücadeleyle ve direnişle bir ilişkisi olmalı, kesin.

Hak savunucuları, siyasetçiler ve çok sayıda gazeteci hapiste.

Gazetecilerden biri de Murat Çelikkan… Yakın tarihli bir yazısında ondan söz eden Oray Eğin’e linkvereceğim bu seferlik. Yazıda anlatıldığı gibi, şu ülkenin medya sektöründe birçok kapıyı ardına kadar açabilecek olan bir şecereden hiç nemalanmadığı gibi, üstüne üstlük hapisteki gazetecilerden biri de Murat Çelikkan oldu. Gazeteciliği de, mücadeleyi de o kadar mütevazı biçimde sürdürmüş ki, hapiste olduğunu neredeyse unutuvereceğiz. Bülent Şık da önceki gün sosyal medyada, ifade ve yayın özgürlüğünü savunduğu için 1.5 yıl hapis cezası alan gazeteci Murat Çelikkan denetimli serbestlikten neden yararlandırılmıyor diye haklı olarak sormuştu. Sahiden de bunun önünde nasıl bir engel var, bize açıklayabilir misiniz?

Kimse açıklama zahmetinde bulunmayacak elbette. Hak savunucularını, gazetecileri ve siyaset insanlarını absürt iddianamelerle cezaevine tıkayan akıl bunları umursamamaya devam edecek.

Öyleyse biz daha sıkı biçimde umursamak ve bunu birbirimize daha net biçimde ifade etmek durumundayız.

gazeteDuvar.com dan alınmıştır.

URL: http://cerideimulkiye.com/?p=42874

Editör - 19 Eki 2017. Kategori Mülkiyeli Köşe Yazarları, Yazarlar. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım Gabfire themes