Hayat Üzerine Diyaloglar -13/ Emperyalizm ve Türkiye – Cengiz TÜRÜDÜ & Naim KANDEMİR

“Türkiye’de son dönemlerde bu siyasal İslamcılar; sanki AKP’yi kuran Amerikan istihbarat servisleri değilmiş gibi yani bir proje olarak sola karşı, radikal İslam’a karşı, BOP’un gereği olarak Türkiye’de yeni bir İslam türü; kapitalizme uyumlu, emperyalizmin isteklerine cevap veren yeni bir İslam türü olarak bu Ilımlı İslam’ın tasarlanması sanki emperyalizmin marifeti değilmiş gibi, bu ülkelerde yönetimi sanki Ilımlı İslam’a teslim etmek bir ABD, CİA tezi değilmiş, Graham Fuller bunun kitabını yazmamış, teorisini yapmamış gibi bugün havada konuşuyorlar.”

“Türkiye’de siyasal İslam, bütün Ortadoğu ülkelerinde olduğu gibi bizzat emperyalizm tarafından yaratılmış bir Frankenstein’dir. Onun da foyası meydana çıkmıştır. Bütün vaatleri bitmiştir. Davalarının; iktidar- taht- rant kavgası olduğu, başka bir davaları olmadığı, ayrıca diğer çürümüş burjuva partilerinden daha ahlaklı, daha adil devlet yönetimleri olmadığı ortaya çıkmış ve bunlar geniş kesimler tarafından görülmüştür. İşte bunu kurtarmak, bundan doğan hoşnutsuzluğu nötralize etmek için emperyalizme karşıymış pozları takınıyorlar.”
***
Naim- Marksizm, emperyalizm kuramları açısından oldukça zengin, bu konuda bir girişle başlayalım bugün.
Cengiz- Bu diyaloğun konusu emperyalizm ve Türkiye ilişkileri olacak. Dolayısıyla yoğunlaştığı alan da emperyalizmin Türkiye ilişkileri sonucundaki Türkiye’deki gelişmeler, emperyalizmin ilişkilerinin Türkiye’de yarattığı sonuçlar bu diyaloğun odak noktası olacak.
Marksist emperyalizm kuramı çok zengin bir içeriğe sahip. Marks’ın kapitalizm çözümlemesi bir yere kadar, özellikle kapitalizmin serbest rekabet ara dönemini içeren analizler. Marks tekellerden bahsediyor ama onun döneminde belirleyici olan tekeller değil, tekelleşmenin hızla geliştiği serbest rekabetçi dönem denen bir dönem egemen.
Dolayısıyla Marks’ın kapitalizm şeması büyük ölçüde kapitalizmin serbest rekabetçi dönemindeki işleyişi ile ilgili. Ama bu dönem içerisinde Marks tekelleşmeyi görüyor. Yani rekabetçiliğin tekelleşmeye vardığını, o serbest piyasa denen piyasada oluşan pazar fiyatlarının yerini giderek tekel fiyatlarının aldığını, dolayısıyla piyasadaki bu klasik, fiyatı belirleyenin arz- talep arasındaki ilişki değil, tekellerin olduğu konusundaki gelişmeyi Marks görüyor.
Marks’ın bu öngörüsü ölümünden sonra, tekelleşme süreci iyice gelişip, ekonomiye egemen olduktan sonra, kapitalizm yeni bir evreye sıçrıyor. Bu kapitalizmin tekelci evresine Lenin’den önce Hobson ve Hilferding “Finans Kapital” dönemi diyor, emperyalizm diyor. Lenin de daha sonra Hobson’daki, Hilferding’teki tespitlerden faydalanarak – o dönemdeki iktisadi verilerin toplamından hareketle- 1916′da “Emperyalizm” kitabını yazıyor.
Bu emperyalizm kitabı, Marks’taki iktisadi analizlerden sonraki gelişmelerin Lenin tarafından analiz edilmesi sonucu ortaya çıkıyor. Bir anlamda “Kapital”in tamamlanması, günün koşullarında güncellenmesi oluyor. Daha sonra, Kapital’de öngörülen sonuçların neye yol açtığı konusundaki gerçeklerin açığa çıkartılmasının sonucu olarak bu “Emperyalizm” kitabı yazılıyor Lenin tarafından.
Lenin; emperyalizmi, kapitalizmin son aşaması, yani ulaşabileceği tekelciliğin son aşaması olarak değerlendiriyor. O yüzden Lenin’in kitabının adı,” Kapitalizmin en son aşaması olarak Emperyalizm”dir. Kapitalizmin en son aşaması demek; kapitalizm, bundan sonra gelişmeyecek anlamında değil; kapitalizmin ulaştığı tekelleşme düzeyi açısından bir vurgu yapmak istiyor Lenin ve o tekelleşmeye en son aşama diyor.
Lenin’deki kuram da eksik. Lenin, kitabın önsözünde; “Ezop dili ile yazdım,” yani köle dili ile yazdım diyor. Dolayısıyla sessiz, imalarla konuştuk diyor bir anlamda. Lenin daha sonra, bu Emperyalizm kitabında anlattığı görüşleri, ”Emperyalizm ve Savaş” broşürü ile tamamlıyor. Yani emperyalizmin politik yanlarını, politikada yol açtığı sonuçları bu broşürde analiz ediyor. Lenin’in birinci kitabı; emperyalizm iktisadi temelleri ve bu temellerden kaynaklanan gelişmelerle ilgili; ikinci kitap ise, emperyalizmin siyasal temellerinin yarattığı siyasi sonuçlarla ilgili. Bunlar birbirini tamamlıyor.
Marksizm’de öngörülen bu gelişmeler diyalektik açıdan tarihi materyalizme göre analiz ediliyor. Dolayısıyla emperyalizm konusunda Lenin tek değil. Kapitalizmin tekelci dönemindeki gelişmeleri analiz eden tek insan Lenin değil. Buharin de var. Örneğin Buharin’in “Dünya Ekonomisi ve Emperyalizm” kitabı var. Bu kitabın 1915′te önsözünü Lenin yazıyor. Lenin, Buharin’in emperyalizmin iktisadi yönünün gözlemi konusundaki analizlerini “Harika,” buluyor. Burada, bugün dünya ekonomisi denilen, küreselleşme denilen kavrayışın temelleri var. Dünya ekonomisi yani küreselleşmiş ekonomi denen şey, Yeni Bir Dünya Ekonomisi anlamına geliyor. Ve dolayısıyla Buharin’deki “dünya ekonomisi” kavramı, emperyalizmin bir dünya ekonomisine yol açacağı demek. Bugün buna küreselleşme deniliyor. Bu küreselleşmiş ekonominin, ilk önce Komünist Manifesto’da altı çiziliyor. Lenin’de analiz ediliyor ve Buharin tarafından da “emperyalizm ve dünya ekonomisi” denen adı konuluyor. Buharin’in kitabı da çok önemli katkı emperyalizm konusunda Marksizm’e.
Bir de Rosa Luxemburg’un analizleri var, onun kitabının adı ise: Sermaye Birikimi. Luxemburg da sermaye birikimi nasıl gerçekleşti, gelişme alanını nasıl seçecek, artı değer sömürüsü nasıl gerçekleşecek konularında kapitalizmi açıklayıcı analizler yapıyor.
Hilferding de banka sermayesi ve sanayi sermayesindeki gelişmelerin nasıl bir kaynaşma sürecine girdiğini, nasıl bir sarmal oluşturduğunu ve bu yeni sermayenin adının da “Finans Kapital” olduğunu söylüyor ve kitabının adı da “Finans Kapital”.
O da Lenin’e kaynaklık eden temel bulgular ortaya çıkartıyor. O temel bulgular; sanayideki ve banka sektöründeki yoğunlaşma ve bu ikisinin kaynaşması sonucu yeni bir tekelci sermaye yani finans kapitalin ortaya çıkması.
Emperyalizm konusunda pratiği yürüten devrimciler tarafından ortaya konulmuş Marksist klasikler olarak; Lenin’in(iki), Buharin’in ve Luxemburg’un kitaplarını sayabiliriz.
***
Bunların dışında, özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’li iktisatçılar; örneğin, Paul Sweezy, Paul Baran, Harry Magdoff gibi iktisatçılar da emperyalizmle ilgili kitaplar yazıyor. Örneğin, Baran’la Sweezy’nin ortak “Tekelci Kapitalizm”, Harry Magdoff’un “Emperyalizm Çağı”, Baran’ın “Büyümenin Ekonomi Politiği”, Sweezy’nin kapitalizmin emperyalizm aşamasını analiz eden ”Kapitalizm Nereye Gidiyor?”, Maurice Dobb da ”Kapitalizm,Sosyalizm, Azgelişmiş Ülkeler ve İktisadi Kalkınma” kitabında emperyalizmi analiz ediyor. Bunlar önemli katkılar sağlıyor bir de Oskar Langenin “Tekelci Kapitalizm ve Devlet”ini ekleyelim.
Daha sonra emperyalizm hakkında birçok kuramsal analizler yapılıyor. Mesela, emperyalizm döneminde yol açılan toplum psikolojisi, devlet yönetim anlayışı, politikadaki değişiklikler, gericiliğin farklı biçimleri, gericiliğin ırkçılık,faşizm biçimlerini almasıyla ilgili, gerici psikolojik politik konularla ilgili çözümlemeleri daha farklı bir bağlamda, özellikle felsefe ve psikanaliz bağlamında Frankfurt Okulu gerçekleştiriyor.
Bu konuda Türkiye’de yazılmış başka bir kaynak da var: Haldun Gülalp’in “Yeni Emperyalizm Teorilerinin Eleştirisi” diye.
Naim- Klasik sömürgecilikten yeni sömürgeciliğe geçiş bağlamında, emperyalizm ve bağımlı ülkeler arasındaki ilişkiler konusunda ne dersin?
Cengiz- Emperyalizmle bağımlılık ilişkileri nasıl kuruluyor, klasik burjuva sömürgeciliği, emperyalist dönemde başka türlü sömürgeciliğe, dünyanın toprak ve pazar bakımından paylaşılmasıyla ilgili nasıl bir emperyalist sömürgeciliğe dönüşüyor? Bu konularla ilgili tartışmalar var. Örneğin bağımlılık konusuyla ilgili başvurulacak temel kaynak: Andre Gunder Frank.
Bu konuyla ilgili Türkiye’de de bir kitap var; Atilla Aksoy’un derlediği bir tartışma, emperyalizmle az gelişmiş ülkeler arasında bağımlılık ilişkileri nasıl kuruluyor? Mal- sermaye değişimleri, sömürgecilik, kar transferleri nasıl hallediliyor; bu konulardaki kitap: “Azgelişmişlik ve Emperyalizm”, Gözlem Yayınları. Türkkaya Ataöv’ün “Amerikan Belgeleriyle Amerikan Emperyalizminin Doğuşu” da önemli bir kaynak. Sovyet döneminde, sömürgecilik yeni sömürgeciliğe nasıl dönüştü, yeni sömürgeciliğin manevraları, yöntemleri ne? Bu konuyla ilgili Konuk Yayınları’ndan çıkan Vahruşev’in kitabı “Yöntemleriyle ve Manevralarıyla Yeni Sömürgecilik”.
***
Bu kitaplara değindikten sonra şunu diyebiliriz: emperyalizm, aynı zamanda dünyanın paylaşımının tamamlanmış olduğu bir dönem. Emperyalistler arası savaşın esas kaynağı da dünyanın toprak bakımından paylaşılmasının tekrar gündeme getirilmesi, iç pazarda kendi karını realize edemeyen kapitalist ekonomi, çözümü dış pazarda arıyor, dış pazar da paylaşıldığı için, dış pazarda kendine pay bulamayan burjuvazi, metropol ekonomileri kendini militarize ediyor. O yüzden bu emperyalist ekonomilerden bahsederken Marksist iktisatçılar, askeri- sivil kompleksten yani ekonominin militarize edilmesinden bahsederler; ekonomi ile askeri ekonominin birleştirilmesinden, onun tek bir kompleks haline, bir yapı haline dönüştürülmesinden söz ederler. Bunun tipik örneği ABD ekonomisidir.
Bugün dünyanın en militarize olmuş ekonomisi ABD ekonomisidir. Militarize edilmesinin kökeninde, sadece kendi güvenlik sorunu yoktur. Aynı zamanda; dünyada sömürgeciliği, yeni sömürgecilik biçiminde sürdürme arzusu, gerçeği vardır.
Bu sömürgecilikler, bağımlılıklar çok tartışılmış konular. Bu konuda merak edenler için çok fazla kaynak var. Biz yeni bir şey söyleyeceğiz iddiasında değiliz. Sömürgecilik, sömürgeciliğin tarihi, dünyanın paylaşılması, Dünya Savaşları, bağımlılık, bağımlılığın kurulmaları, mekanizmaları ve yöntemleriyle ilgili Marksist solda çok zengin bir literatür var.
***
Bunlara girmeden, klasik sömürgecilikten yeni sömürgeciliğe geçerken, dünya koşullarının değişmesiyle ilgili gelişmeler oluyor. Mesela köleci sömürgecilikte ülkeler direkt işgal ediliyor. Örneğin Afrika’nın işgal işgal edilmesi gibi ya da Osmanlı’nın direkt işgal ile paylaşılmaya kalkılması. Bunlar klasik sömürgecilik yöntemleri. Direkt askeri işgalle fiili bir yönetim kurularak o ülke paylaşılıyor. Klasik sömürgeciliğin temeli, açık askeri işgal ve sonrasında sömürge valileri aracılığıyla yönetim.
Özellikle sosyalist sistemin kurularak dünyanın üçte birinin sosyalist sisteme dahil olmasıyla birlikte sömürgecilik sisteminde değişiklik oluyor. Bu dönemde, meta ihracıyla birlikte sermaye ihracının yeni bileşimleri ortaya çıkıyor(patent, know have, iktisadi yardımlar…)
Sermayenin değişik biçimleriyle hedefteki ülke ekonomisiyle ilişki kuruluyor. Bu yeni yöntemlerle açık işgal yerini- Che Guevara’da, Mahir Çayan’da, Hikmet Kıvılcımlı’da belirtildiği gibi- gizli işgal yöntemlerine bırakıyor. Yani bir ülkeyi emperyalizm bu yeni sömürgecilik koşullarında gelip direkt işgal etmiyor. Kurduğu ilişkilerle, mekanizmalarla, bağımlılık aygıtı aracılığıyla; o ülkenin ordusunu, ekonomisini kendisine bağımlı kılıyor, onun yönlendirici gücü haline geliyor, o ülkenin egemen sınıflarının iktisadi ve politik inisiyatifini belirleyen bir dış güç haline geliyor.
Bunun yöntemleri; diplomatik, politik, askeri ve iktisadi yöntemler oluyor. Bu ilişkilerle gelip ülkeyi kontrol altına alıp, uydusu haline, kendisine bağımlı ülke haline getiriyor. Askeri işgal olmadan bu yolla bir ülkenin kendine bağımlı kılınması, o ülke ekonomisinin belirleyici yönlendirici merkez metropol tekellerinin çıkarına göre ayarlanmış bankacılık, sigortacılık ve sanayi sektörünün oluşturulması yeni sömürgeciliğin tipik özelliği oluyor.
Naim- Emperyalizm niye askeri işgalden vazgeçiyor?
Cengiz- Ekim Devrimi’nden sonra sosyalist sistemin ortaya çıkışı emperyalizmin klasik sömürgeciliği durdurup yöntem değiştirmesine neden oluyor. Özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra açık işgal yerini gizli işgal yöntemlerine bırakıyor. Dünyanın üçte biri savaşın sonunda sosyalist sisteme dahil oluyor. Aynı zamanda dünyada büyük bir Ulusal Kurtuluş Savaşları furyası başlıyor.
Mesela Türkkaya Ataöv’ün bu dönemi anlatan çok ilginç bir kitabı vardır: Afrika Ulusal Kurtuluş Savaşları. Bu Ulusal Kurtuluş Savaşlarının ortaya çıkması, açık işgalin pahalı bir yöntem olması, sosyalist sistemin güç olarak ortaya çıkması; sömürgeciliğin yöntemlerini değiştirmesine yol açıyor. Fakat şunu da belirtmeliyiz; yeni sömürgeciliğin yöntemlerinin askeri, diplomatik, iktisadi olması eski sömürgecilik yöntemlerinin tamamen terk edildiği anlamına gelmez. Fiili askeri işgal yoluyla bir ülkeyi sömürgeleştirmenin terk edildiği anlamına gelmez.
Örneğin Irak, Afganistan, Libya açık askeri güçle işgal edildi, sömürgeleştirildi. Bunlar, sosyalist sistemin dağılması sebebiyle eskisine göre daha kolay gerçekleştirildi. Örneğin Pakistanlı Tarık Ali’nin Irak’ın sömürgeleştirilmesinde klasik sömürgeciliğin bir yöntem olarak kullanıldığını, askeri müdahaleyi ve Irak’taki sömürgeci yapıyı anlatan bir kitabı var, adı: “Bush Bağdat’ta”. Bu kitap yeni sömürgecilik döneminde eski sömürgeciliğin canlandırılıp yeniden fiiliyata konulmasının, yeniden uygulanır hale gelmesinin bir örneği olarak Irak işgalini anlatan, bu bağlamda analiz eden ve okunması gereken bir kitap.
Naim- Ortadoğu’da ve özellikle Türkiye’de siyasal İslamın emperyalizmle ilişkilerini konuşalım. Bir de son zamanlarda iktidar ve avanelerinin emperyalizme güya kafa tutan hallerini ve bunun perde arkasını da konuşalım, bunlardan anti emperyalizm çıkar mı?
Cengiz- Bu güzel soruyu daha güzel yanıtlamak için bir arka plan hatırlatması yapmak istiyorum. Türkiye’de emperyalizm ilişkileri, Osmanlı İmparatorluğu’nun yarı sömürgeleşmesi, bu sömürgeleşmenin Kurtuluş Savaşı’na rağmen hala Türkiye’de devam etmesi, Kurtuluş Savaşı’nın fiili emperyalist işgale son verip yarı sömürgeci ekonomik yapıyı ortadan kaldıramaması, bağımsız kapitalist bir ekonomi inşa edememesi, devlet kapitalizmi uygulamaları içerisinde hala ekonominin yarı sömürge statüsünü sürdürmesi- ki bu dönemi araştıran ilginç kitaplar vardır; örneğin Gündüz Ökçün’ün “1920- 30 Yılları Arasında Kurulan Türk Anonim Şirketlerinde Yabancı Sermaye” kitabı vardır. Kurtuluş Savaşı sonrası ekonominin, fiili işgal son bulmasına rağmen yarı sömürge durumunu sürdürmesiyle ilgili çok önemli bir kaynaktır bu. ’80 öncesinde devrimciler bu kitabı Türkiye’de kapitalizmin gelişmesini anlatırken temel referanslardan biri olarak kullanırlardı- bu arka planı hatırlatırken şunu diyelim: bu arka planla ilgili Türkiye’de benim hatırladığım ilk kitap Doğan Avcıoğlu’nun “Türkiye’nin Düzeni”dir. Daha sonra emperyalizmle Türkiye ilişkileri konusunda temel kitaplardan birisi Prof. Dr. Ömer Kürkçüoğlu’nun “Türk- İngiliz İlişkileri”. Prof. Dr. Oral Sander’in “Türk-Amerikan İlişkileri”, Türkkaya Ataöv’ün “Amerika-Nato- Türkiye”, TİP’li Orhan Kurmuş’un “Emperyalizmin Türkiye’ye Girişi”, 27 Mayıs’çı Haydar Tunçkanat’ın “İkili Anlaşmaların İçyüzü” kitaplarında Türkiye ve emperyalizm konularında çok ayrıntılı bilgiler var. Bunlara Niyazi Berkes’in “İki Yüz Yıldır Neden Bocalıyoruz?” kitabını da ekleyelim. Taner Timur’un “Türk Devrimi ve Sonrası” kitabını da unutmayalım.
***
Türkiye’yle emperyalizmin ilişkilerine baktığımız zaman; emperyalizm, Türkiye’yi hep kendi ekseninde var etmek, tutmak istemiştir. Hiçbir zaman Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’ndaki gibi o zaman var olan Sovyetler’e yakınlaşması gibi bir yakınlaşmayı istememiştir. Türkiye’yi hep Batı bloku içerisinde yani kapitalist-emperyalist blok içerisinde tutmak, Türkiye’yi Ortadoğu’da emperyalizmin ileri karakolu olarak kullanmak ve Türkiye’yi Ortadoğu’da gelişen ilerici, bağımsızlıkçı, anti-emperyalist hareketleri bastırmak için, militer bir güç olarak, ekonomik bir güç olarak kullanmak için tasarımlar geliştirmiştir. Yeni sömürgecilik ilişkileri, yöntemleri bunun üzerine kurulmuştur.
Türkiye’de bu yapılar kurulurken, Türkiye’de emperyalizm; bir sol seçenek doğması ihtimaline karşı, Türkiye’de demokratikleşme, bir sollaşma, sola kayma ihtimaline karşı her zaman Osmanlı’dan, geçmişten gelen gerici geleneksel yapılarla bugün ortaya çıkan gerici ırkçı yapıların bileşiminden bir ittifak, bir güç sağlamak politikasına gitmiştir. Her zaman Türkiye’de, Doğan Avcıoğlu nun ifadesiyle “tutucular koalisyonu” yani gericiler koalisyonunu oluşturmuştur.
Türkiye’de emperyalizm kendi güdümünde, kendi uydusu, kendi ileri karakolu olarak her zaman bir uydunun yerine getirmesi gereken görevleri Türkiye’ye yüklemiştir. Ve Türkiye’yi her zaman bu uydu görevini yerine getirecek, bu gericiler, tutucular, Türkçüler, ırkçılar ve İslamcıların arasında bir koalisyonla idare etmiştir.
Türkiye’de yeni sömürgecilik- çok kısa dönemler hariç- Türkiye’de ellilerden sonraki bütün idari tarihe gericiler koalisyonu ile damga vurmuştur. Türkiye’de emperyalizm yeni sömürgecilik ilişkilerini sağcı iktidarlar eliyle gerçekleştirmiştir. Türkiye’nin ekonomisine, siyasetine, eğitim sistemine, hukuk kurumlarına, devlet yapısına bu sağcı iktidarlar aracılığıyla yerleşmiştir. Emperyalizm, Türkiye’de var olan gücünü; askeri üsleri, NATO’ya girişi, emperyalist ekonomik uluslararası kurumlara üyelikleri; bütün bunları sağ iktidarlar zamanında gerçekleştirmiştir.
Türkiye’de komünizm, sosyalizm, sol seçenek gibi korkular, ayrıca Kürt Sorunu gibi korkular bu gericiler arasında hep bir canlı ittifak anlayışını gündeme getirmiştir. Bu gerici ittifakların arkasındaki temel gerçekleştirici güç; CİA’sıyla, FBI’yla, Polis Akademileriyle, Kontrgerilla Okulları’yla, Pentagon’uyla hep ABD olmuştur. Türkiye’yi gericileştiren, Komünizme Karşı Mücadele Dernekleri, İlim Yayma Cemiyetleri, birçok dini vakıflar, son örneği Fethullah Hareketi; bütün bunların arkasında emperyalizm vardır.
Graham Fuller, Vatan gazetesinde Devrim Sevimay ile yaptığı bir söyleşide; “Türkiye’de her zaman sağcı hareketlerin arkasında ABD, CİA olmuştur,” diye itirafta bulunmuştur. Fuller, CİA’nın bir dönem Türkiye ve Ortadoğu İstasyon Şefi’dir.
Türkiye’de gerici hareketlerin, tarikatların, faşist derneklerin, illegal gerici cinayet örgütlerinin ilişkilerini en kapsamlı anlatan kitaplardan birisi de Cengiz Özakıncı’nın “Türkiye’de İrtica ve Emperyalizm” kitabıdır. Bir zamanların popüler albayı ve eski askeri hakim Mehmet Emin Değer’in “CİA, Kontrgerilla ve Türkiye” kitabında da bu konu detaylıca anlatılmıştır.
Türkiye’de gericiliğin bu kadar güçlendirilmesinin, giderek özellikle siyasal İslamın devlete önce ortak edilip, sonra devletin bu İslamcılara teslim edilmesinin kökeni, Yeşil Kuşak stratejjisine bağlı olarak sürdürülen uzun süreli stratejik bir çalışmadır. Bu ilişkilerin sonucu olarak, bunlar güçlendirilip geliştirilmiş, örgütlenmiş, işbirlikçi burjuvazi ile birlikte önü açılmış, sonra iktidar yapılmıştır.
Türkiye ve Ortadoğu’da siyasal İslamı emperyalizmden ayrı düşünmek, akılsızca bir düşünüş şeklidir. Emperyalizmin siyasal İslamı, gericiliği, gericilikteki gelişmeleri, siyasal İslamın bir iktidar seçeneği olarak ortaya çıkmasını hep Türkiye- emperyalizm, Ortadoğu- emperyalizm ilişkileri tarihi içinde aramak gerekiyor.
***
Türkiye’de son dönemlerde bu siyasal İslamcılar; sanki AKP’yi kuran Amerikan istihbarat servisleri değilmiş gibi yani bir proje olarak sola karşı, radikal İslam’a karşı, BOP’un gereği olarak Türkiye’de yeni bir İslam türü; kapitalizme uyumlu, emperyalizmin isteklerine cevap veren yeni bir İslam türü olarak bu Ilımlı İslam’ın tasarlanması sanki emperyalizmin marifeti değilmiş gibi, bu ülkelerde yönetimi sanki Ilımlı İslam’a teslim etmek bir ABD, CİA tezi değilmiş, Graham Fuller bunun kitabını yazmamış, teorisini yapmamış gibi bugün havada konuşuyorlar.
Siyasal İslam’ın patenti bellidir; siyasal İslam bir ABD teorisidir. Bu CİA’nın önünü açtığı bir teoridir. Siyasal İslamı bu şekilde tasarlayan ve getiren, bu geri ülkelerin iktidarını, devletini bu siyasal İslam’a teslim eden sürecin gelişmesini tasarlayan bizzat emperyalizmin kendisidir.
***
Bu siyasal İslamcılar vaat olarak, dava olarak fos çıktıkları için, iflas ettikleri için, dünyaya sanki yerli- milli bir hareketmiş, emperyalizmle ilişkisi yokmuş, ondan arınmış, emperyalizme karşı Kurtuluş Savaşı verirmiş gibi bir hava vermeye çalışıyorlar kendilerine.
Emperyalizme karşı 2. Kurtuluş Savaşı 70′lerde solun bir tezidir. Soldan aşırma bir tez bu. 2. Kurtuluş Savaşı’dan; Kıvılcımlı’lar, Deniz Gezmiş’ler Mahir Çayan’ların yazılarında, konuşmalarında bahsedilir ve bu hareketin temelinde Kuvay-i Milliye’nin yer aldığı söylenirdi.
Siyasal İslam’ın; “2. Kurtuluş Savaşı veriyoruz, emperyalizme karşı mücadele ediyoruz, Türkiye’ye karşı var olan işgal tehdidini def etmeye çalışıyoruz, işgali önlemeye çalışıyoruz, Türkiye’nin birliğini bütünlüğünü korumaya çalışıyoruz,” şeklindeki tezleri boş, safsata ve kuruntudur. Neden kuruntudur? Çünkü Cengiz Özakıncı’nın kitabında geniş belgeleriyle ve Çetin Özek’ in ” Türkiye’de Gerici Akımlar” kitabında belgeleriyle kanıtladıkları gibi Türkiye’de gericiliğin bu şekilde örgütlenmesinin zaten müsebbibi emperyalizmdir. Bu Frankeştayn’ı yaratan zaten emperyalizmdir.
Bunlar şimdi bu emperyalizme karşı halkın saf inancını, halkın İslam’a olan saygısını sömürerek tam bir din bezirganlığı yaparak, emperyalizmle sürtüşmelerinde halkı manipüle etmek için, kendilerine anti-emperyalist, yerli-milli hareket süsü vermelerindeki amaç sadece siyasal İslam’ın tabanını konsolide etmek değil, toplumun geniş kesiminde meşruiyet sağlamak için, emperyalizme karşı ulusal birlik için herkesi birleştiren bir platform yaratmak, şeklinde bir şey uyduruyorlar. Bu bir fantezi, bunun gerçekliği yoktur.
Türkiye’de siyasal İslam, bütün Ortadoğu ülkelerinde olduğu gibi bizzat emperyalizm tarafından yaratılmış bir Frankenstein’dir. Onun da foyası meydana çıkmıştır. Bütün vaatleri bitmiştir. Davalarının; iktidar- taht- rant kavgası olduğu, başka bir davaları olmadığı, ayrıca diğer çürümüş burjuva partilerinden daha ahlaklı, daha adil devlet yönetimleri olmadığı ortaya çıkmış ve bunlar geniş kesimler tarafından görülmüştür. İşte bunu kurtarmak, bundan doğan hoşnutsuzluğu nötralize etmek için emperyalizme karşıymış pozları takınıyorlar.
Naim- Klasik emperyalizm sınıf savaşlarının derinleşmesine neden oldu. Bugün ise emekçi sınıflar sermayaye karşı bir sınıftan daha çok milliyetçiliğe savruluyor. Ne dersin?
Cengiz- Sosyalist sistemin çöküşünden sonra, emperyalizm yeniden dünyanın sosyalist bir seçeneğe yönelmemesi için değişik önlemler aldı. Bu önlemlerden birincisi; sosyalizme yol açan sınıf savaşlarını ortadan kaldırmak, daha doğrusu sınıf savaşlarını yozlaştırmak. Bunun için ilk iş; sınıf bilincini, sınıfsal yapıları, örgütleri dağıtmak.
Sınıf kimliği dağıtılınca; yani hangi etnik kökenden, hangi cinsten, hangi dinden, hangi mezhepten, milliyetten olursan ol, sınıf kimliği olunca, bunların bir sınıf kimliği etrafında; ezilen işçi sınıfı, emekçi sınıfı kimliği etrafında bir birliği oluyordu. Şimdi, bu sınıf kimliğini ortadan kaldırınca, bu birliği bozunca, geriye herkesin kendi kimliği kalıyor. Etnik, cinsel, dinsel kimliği kalıyor. Böylece sınıf kimliğinin yerini kimlikler siyaseti alıyor. Bu emperyalizmin başarılarından birisi.
Postmodernistlerin, küreselleşmenin teorisini yaptığı kimlikler siyaseti, sosyalist sistemin yıkılışından sonra emperyalizmin aldığı bir ders sonucu sınıf kimliğine, sınıfın politik birliğine karşı dünyada yürüttüğü savaşın sonucu olarak bu ortaya çıkmıştır. Bu, emperyalizmin geçici başarılarından birisidir. Sınıf kimliğinin parçalanması, bunu ortaya çıkaran kimlikler, kimlik çatışmaları, kimlik siyasetleri, kimliğe sığınmalar, temelde bu sınıf mücadelesinin zayıflatılması ve sınıf kimliğinin parçalanması ile ilgili durumlardır.
Naim- Ulusal Kurtuluş Savaşları mücadelesinin hedefleri ve ittifakları emperyalizmin geldiği bugünkü durumda değişti mi?
Cengiz- Bugün dünyada günümüzde sıcak bir Ulusal Kurtuluş Savaşı yok. Sosyalist sistemin çökmesi, emperyalizmin dünyada pervasızlaşması, bugün sınıf kimliğinin büyük ölçüde yok edilmesi, sınıf kimliğinin yerini kimlikler siyasetine bırakması, aynı zamanda dünyada diğer taraftan Ulusal Kurtuluş Savaşları hareketlerinin geri çekilmesine sebep oldu.
Bugün dünyada görünürde Vietnam Savaşı gibi ya da Afrika Ulusal Kurtuluş Savaşları gibi, örneğin Cezayir Bağımsızlık Savaşı( 1956-60) gibi bir savaş türü yok. Dünyada bugün bu savaş türünün olmaması, dünyada emperyalizme karşı bağımsızlık savaşlarının bittiği anlamına gelmez. Bu durum geçici bir durumdur.
Elbette dünya halkları emperyalizme karşı yeniden bağımsızlık mücadelesi yürüteceklerdir. Yeniden emperyalizmi ülkelerinden defetmek için emperyalist sömürüye karşı mücadele edeceklerdir.
Bu, yeniden sınıf mücadelesinin gelişmeyeceği, emek- sermaye çelişkisinin daha derinleşmeyeceği, proletarya-burjuvazi arasındaki savaşın keskinleşmeyeceği anlamına gelmez. Koşullar değişik olduğu için, daha doğrusu dünya halkları, dünya emekçileri sosyalist sistemin çöküşünden kaynaklanan büyük travmayı, büyük yıkımı henüz psikolojik baraj-eşik olarak yaşadıkları için ya da aşmaya yeni yaklaştıkları için, dünyada bugün keskinleşen sınıf mücadeleleri ve Ulusal Kurtuluş Savaşları görülmüyor.
Bunun bu hale gelmesinde sadece sosyalist sistemin çöküşü değil, bu çöküşten ders alan emperyalizmin bir daha böyle bir sistemin doğmaması için yaptığı uygulamaların, psikolojik savaşların, medya savaşlarının, propagandaların, üniversitelerin yeni rollerinin çok büyük katkısı var.
Naim- Ortadoğu’da Kürtlerin mücadelesi için ne dersin?
Cengiz- Ortadoğu’da Kürtlerin, Ulusal Kurtuluş Savaşı’ndan çok özgürlük mücadelesi var. Kürtlerin ulusal devlet talebi yok. Klasik Ulusal Kurtuluş Savaşı’ndan farklı Kürt Hareketi’nin mücadelesi. Onlar; Kürtler, Ortadoğu halkları, burada yaşayan insanlar; hep beraber konfederal bir yapıyı, özgürlükçü bir yapıyı talep ediyorlar. Ulusal devleti aşan bir yapıyı, örgütlenmeyi talep ediyorlar.
Naim- Barzani?
Cengiz- Barzani, milliyetçi- aşiretçi bir yapı. Daha doğrusu Barzani’nin devlet anlayışı da modern bir devlet anlayışı değil. Kendi aşiretini daha gelişmiş bir organizasyona dönüştürmek için çabalıyor. Onun ufku da klasik bir aşiret devletinin ufkunu aşmıyor.
Naim- Emperyalistlerin akaryakıt istasyonunda pompacı olmak devrimciliğe yakışmaz da, pompacının istasyon sahibi olması da ham bir hayal değil mi?
Cengiz- Hiç yakışmaz. Zaten Barzani hareketi, emperyalizmle ilgili bir hareket, sol, sosyalist bir hareket değil. Milliyetçi, tutucu, aşiretçi bir hareket. Özgürlükçü bir hareket değil. Pompacının patron olması da mümkün değil.
24 Ekim 2017

URL: http://cerideimulkiye.com/?p=42905

Editör - 26 Eki 2017. Kategori Mülkiyeden, Mülkiyeli Yüzler. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım Gabfire themes