Zarrab’ın Öyküsü – Taner TİMUR

Aşağıdaki satırlar 19 Mart 2016’da Reza Zarrab’ın Amerika’da tutuklanmasını izleyen günlerde kaleme aldığım yazıdan alıntılar.. Bugünlerde de 4 Aralık’ta başlayacak duruşmalar AKP medyasında bir “ulusal dava” şekline sokulmaya çalışılıyor ve hedefte de Erdoğan ve Türkiye’nin olduğu söyleniyor. Oysa ABD’ye karşı verilen kavga, gelişmelere bakılırsa, fiiliyatta Türk ekonomisine yönelmiş bir kavga şeklini aldı: Kavga kızıştıkça TL değer kaybediyor, borsa küçülüyor, faizler yükseliyor.. Öyle ki 2018’e girerken büyük sürprizlerle karşılaşabiliriz.. Önümüzdeki günlerde “Asrın Davası” (!?) üzerinde tartışmak üzere..

 

“ (…) Son günlerde Türkiye’yi sarsan Zarrab depremi bir ambargo uygulaması ile başladı. Başlangıcı 1979’a kadar uzanan, fakat İran “ben de nükleer bir güç olacağım!” diyince 2009 yılından itibaren yeniden gündeme gelen bir ambargo kararıyla! ABD bu konuda önce BM’yi harekete geçirmiş, sonra bununla da yetinmeyerek yine tek taraflı önlemler almıştı.
Peki, Amerikan Kongresi’nin böyle bir karar almaya hakkı var mı?
Temel hukuk kuralları da, doktrin de “hayır!” diyor. Ne var ki parası bir çeşit dünya parası olanlar böyle zorba davranışlarda sakınca görmüyorlar ve kimse de karşı çıkamıyor. Zarar görenler arasında “ne hakla?” diye sızlananlar, eleştirenler elbette oluyor; fakat hepsi bu kadar! Üstelik nükleer silah üretip “İsrail’i haritadan silme” gibi insanlık dışı amaçlar güdülen hallerde ambargoyu alkışlayanlar da çıkıyor.
Yine de mali ve ticari yaptırımlardan zarar gören ülkeler boş durmuyor; kaçamak yollar arıyor ve “cezalandırılan” ülkeyle gizli bağlar kuruyor. Bunun için de bir takım hırslı ve gözükara “iş adamları”na, paravan şirketlere ve koruyucu devlet kurumlarına ihtiyaç doğuyor. İşte İran’da Zencani, Türkiye’de de Zarrab adları böyle ortaya çıktı; ya da çıkarıldı.
İyi de kimdi bu karanlık şahsiyetler? Nasıl güç kazandılar?
***
Aslında Babek Zencani ile Reza Zarrab, sosyal köken ve yetişme koşulları itibariyle hayli farklı bir profil sergiliyorlar. Bunlardan Zencani 1974 yılında Tahran’da yoksul bir aile ocağında dünyaya gelmiş ve “iş hayatı”na da çok erken yaşlarda başlamış. Bir süre pazarda kıymetli taşlar sattıktan sonra, şoförlüğe başlamış ve sonra da –şans ya da açıkgözlük- İran Merkez Bankası başkanının şoförü olmuş. Ve kısa zamanda da Başkan’ın tam güvenini kazanmış. Onun talimatı ile resmi kurla cari kur arasındaki büyük fark üzerinde spekülasyon yapacak kadar! Bu bilgileri veren Newsweek yazarı (25 Mart 2016), “bu ticaret sayesinde, bir sürü genç adam küçük servetler sahibi oldu” diyor. Fakat Zencani’nin asıl yükselişi Mahmud Ahmedinejad’ın Cumhurbaşkanlığı sırasında, özellikle de 2010 ambargosunu izleyen yıllarda gerçekleşiyor. Kendisi bu dönemde “devrim muhafızları” (Pasdaran-ı İnkılab) arasına katılıyor.
Reza Zarrab ise dünyaya gözlerini 1983’te Tebriz’de, en az elli yıllık dış ticaret tecrübesi olan bir Azeri ailede açıyor. Ailenin bir ayağı Türkiye’de, diğeri de Azerbaycan’da ve Zarrab zamanla İran pasaportuna diğer iki ülkenin pasaportlarını da ekliyor. Fakat genç yaşta İstanbul’a yerleşiyor ve vatandaşlık aldıktan sonra da adı Sarraf oluyor. Şansı da, Zencani ile benzer koşullarda, İran’a konulan yasaklarla açılıyor. Zarrab’ın 19 Mart’ta tutuklanmasından sonra, ABD Adalet Bakanlığı Kamusal İşler Ofisi sitesine konulan ve İran Merkez Bankası başkanına hitaben Farsça yazılmış 3 Aralık 2011 tarihli ve Zarrab imzalı mektup son derece açıklayıcı: Mektupta “Merkez Bankası’nın yüce lideri ve değerli memurlarının yaptırımlara karşı oynayacakları rol, yaptırımları akıllıca nötralize etmek, hatta özel yöntemler kullanarak bunları fırsata çevirmek oluyor” deniyor ve zaten karanlık operasyonların içinde olan Zarrab’a da, herhalde büyük bir memnuniyetle bu mektubu imzalamak kalmış.. Mektup, devamında da yaptırımların artacağını ve Zarrab ailesinin de “İslam Devrimi’nin bilge liderinin (Ahmedinejad’ın) ilan ettiği iktisadi cihad yılına, bunu ahlaki ve milli görev kabul ederek katılacağını” söylüyor. Ve genç Zarrab, bu görevi ABD’den önce Türkiye’de tutuklanana kadar hayli başarıyla yerine getiriyor. Bir yandan Ahmedinejad’a öbür yandan da Erdoğan’a biat ederek ve bu arada kendisinin ve başkalarının ceplerini doldurarak..
***
Ambargo nasıl delinir? Yanıt basit: İran’ın, ambargo yüzünden dolar işlemleri yapan legal finans kanallarının dışına itilen ve kara para haline gelen gaz ve petrol gelirlerini aklayarak! Bu ise ancak devlet himayesinin ve devlet finans kuruluşlarının devreye sokulması ile mümkün olabilir. Türkiye zaten 2009’da BM ambargosunu tanımamış ve Brezilya ile birlikte karşı oy kullanmış bir ülke; 2010’da da bu yaptırımları ağırlaştıran ABD ambargosuna direnme kararı alıyor. Buna teorik olarak hakkı da var. Oysa ABD çok kararlı ve bu niyeti taşıyan ülkeleri devamlı sıkıştırıyor; tehditler savuruyor. Hatta bu amaçla Türkiye’ye ABD Hazine Bakanlığı’na bağlı Terörün Finansmanı ve Finansal Suçlardan sorumlu Bakan Yardımcısı Daniel Glaser başkanlığında bir heyet bile yolluyor. O kadar ki, Katar Aljazeera-Turk yazarı Selva Tor’un duyumlarına göre, bu tehditler karşısında “bazı banka yöneticileri yurt dışına çıktıklarında tutuklanacaklarını” bile düşünmeye başlıyorlar. Oysa onların imdadına da Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan yetişiyor. “Cesur olun!” diyor Çağlayan bankacılara; “bizi sadece BM’nin kararı bağlar; ABD’ninki değil. (…) Bankaların cesaretli olması lazım.” Ve onlar da gerçekten cesaretli, çok cesaretli oluyorlar. O derece ki bu konuda korkuya kapılan ve İran’dan ithal ettiği petrolün bedelini ödeyemeyen Hindistan’ın bile yardımına koşuyorlar. Kısaca herkesi şaşırtan bir cesaret! Bu şaşkınlığı ve Türkiye’yi bekleyen tehlikeyi, Aljazeera Turk yazarı Tor, Zarrab tutuklandıktan sonra -genel kanıyı özetler şekilde- şu acı satırlarla ifade ediyor: “Aslında isim, tutuklanma yöntemi ve zamanlaması gibi ayrıntıları bir kenara bırakırsak çatışmanın merkezinde Türk-ABD ilişkilerinin parasal güç dengesinde Türkiye’ye yöneltilmiş kızgınlık ve hesap sorma ihtiyacı olduğu açık bir şekilde görülüyor (…) Türkiye, kendisinden beklenmeyecek bir parasal başkaldırıyı siyasi ve ekonomik itibar kaybı ile ödemek durumunda bırakacak gelişmeler ile yüzleşmek zorunda kalabilir. Türkiye’nin belki de kuşaklar ötesi olumsuz etkileri hissedeceği gelişmelere hazırlıklı olması ve devlet bekası ve istikbali için yeni stratejileri siyasi kamplaşmanın kısır tartışmalarının tüketici ortamına kapılmadan üretebilmesi gerekir” (Büyük Resmin Küçük Adamı: Sarraf başlıklı yazı, 25 Mart 2016). İşte İran’a “altın ihracı”nın hızlanarak, Zarrab’ın 2014 Nisan’ında övünçle ilan ettiği gibi, 2011 yılında 53 milyon dolarlık bir değerden, 2014’te 6,5 milyar dolara (200 ton altın karşılığı) çıkışının taşıdığı risk bu!
***
Oysa ortada hiç de gizli kapaklı bir şey yok. Türkiye’nin ambargoyu delme operasyonları gerek Türk basınında gerekse dış basında, tarihler ve isimler de verilerek, zaten zamanında bütün incelikleriyle anlatılmıştı. Gerçekten de söylenenler yapılmış ve “yasaklar, fırsata çevrilmişti”. Ve bu arada da – bal tutan parmağını yalar!- Zarrab ve koruyucu melekleri milyonlarca dolar içinde yüzmeye başlamışlardı.
Çağlayan, Zarrab ve ortakları, dediklerini gerçekten de yapmışlardı. Şimdi ise sıra Amerika’ya gelmişti; onların da söylediklerini yapıp yapmayacakları merak konusuydu. Ve ilk yanıt 17 Aralık 2013’de geldi. Sonradan “FETÖ’cü” adı verilen bir takım polisler, -herhalde sabah namazını kıldıktan sonra- bazı bakanları evlerinde ziyaret etmiş ve orada kasalara ve ayakkabı kutularına istif edilmiş milyonlarca dolar bulmuşlardı. Anlaşılan hazırlıklı idiler; paraları dikkatle saydılar ve kayıtlara geçirdiler. Gerekli açıklamalar yapılsın diye de bakan çocuklarını ve Halk Bankası Genel Müdürü’nü gözaltına aldılar. Üstelik bunlar yetmiyormuş gibi, bir hafta sonra da Başbakan’ın oğlu gündeme geldi ve sosyal medyaya yayılan tapeler onun da aynı akıbete uğramaktan babasının ve İçişleri Bakanı’nın çabalarıyla, kıl payı kurtulduğunu ortaya koydu. Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en büyük skandallarından biri ile karşı karşıyaydı”.

(2 Nisan 2016 tarihli yazımdan yaptığım alıntıya burada son veriyorum. Gerisi 4 Aralık’ta başlayacak davadan sonra..)

URL: http://cerideimulkiye.com/?p=42967

Editör - 24 Kas 2017. Kategori Mülkiyeli Köşe Yazarları, Yazarlar. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım Gabfire themes