OHAL ekonomisi – Erkan AYDOĞANOĞLU

Türkiye ekonomisinde yaşanan olumsuzluklarda OHAL’in ve OHAL uygulamalarının etkisi var mıdır şeklinde bir soru sorsak, verilecek cevap ‘kesinlikle evet’ olur. 20 Temmuz 2016’da OHAL’in ilan edilmesinden bugüne kadar geçen süre içinde ülkede yaşanan olağanüstü gelişmeler, kaçınılmaz olarak en çok ekonomik göstergeleri etkiledi.

OHAL’in ilanından bugüne kadar geçen sürede ekonomik, siyasal, toplumsal ve hukuki alanlarda başından sonuna iktidarın gözetiminde ve denetiminde hayata geçirilen siyasi müdahaleler, başta ekonomi olmak üzere, toplumsal yaşamın hemen her alanında yaşanan sorunları daha da derinleştirdi.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ellerine geçen fırsatı ‘Allah’ın bir lütfu’ olarak değerlendirenler, darbe girişimini ‘tek adam rejimi’nin inşası için tarihi bir fırsat olarak kullanmaya çalışırken OHAL’in ekonomik, toplumsal ve siyasal sonuçlarını düşünmeden hareket edilmesinin faturasının bir kez daha yoksul halk kesimlerinin sırtına yıkılması kaçınılmaz.

Patronlar, hükümetin OHAL ekonomisi uygulamaları kapsamında arttırdığı ekonomik teşvikler, borç yapılandırmaları ve yüklü kredi destekleri ile bir süredir yaşadıkları krizi erteleme imkanı bulurken, emekçilerin günlük yaşamını çekilmez hale getiren en temel ekonomik sorunlarını dikkate alan ve çözmeyi hedefleyen hiçbir somut adım atılmıyor.

Uzun süredir ekonomik olarak en kırılgan ülkeler arasında ilk sırada olan Türkiye ekonomisinin büyük ölçüde borçlanmaya ve sıcak paraya bağımlı olması, iç ve dış siyasette yaşanan gerilimlerin ve krizlerin en çok ülke ekonomisini etkilemesine neden oluyor. Üretimde ve tüketimde ithalata olan bağımlılığın giderek artması nedeniyle özellikle döviz kurlarında yaşanan dalgalanmalar, enflasyonun artmasına, halkın cebindeki paranın değerinin düşmesine ve geçim krizinin daha da derinleşmesine neden oluyor.

Türkiye’de özellikle OHAL sürecinde TL’de yaşanan değer kaybı, yüksek enflasyon nedeniyle reel ücretlerde yaşanan gerilemeler, emekçi ailelerin boğazına kadar kredi ve borç batağına saplanmış olması, asgari ücretliler başta olmak üzere geniş emekçi kesimlerinin çalışma ve yaşam koşulları açısından ciddi bir ekonomik ve psikolojik çöküşe doğru sürüklüyor.

İktidar temsilcileri ekonomik göstergeler bozulduğu zaman ‘Türkiye ekonomisi güçlüdür’ iddiasında bulunsa da, bu iddiaya kendilerinin bile ne kadar inandığı şüpheli. 2016’nın ilk 10 ayında 12.1 milyar TL olan bütçe açığı; 2017’nin aynı döneminde yüzde 188 artarak 35 milyar TL’ye çıktı ve yıl sonuna kadar daha da artacak. Bütün bu veriler ışığında 2018 bütçesinde öngörülen bütçe kaynaklarının toplanması ve bölüşümündeki çarpıklığın sürecek olması, OHAL ekonomisinin ortaya çıkardığı ağır ekonomik faturanın yine emekçilerin sırtına zam ve vergi artışları ile yıkılacağını gösteriyor.

OHAL’in ilanından bugüne kadar dövizdeki artış ve TL’deki ciddi değer kaybına rağmen, 1 milyar ABD doları serveti olanların sayısının 29’dan 35’e çıkması OHAL ekonomisinin bir diğer somut sonucu. Nitekim Türkiye’de 2002 yılında sadece 4 dolar milyarderi varken, 2017’de 35’e çıktı. Tek başına bu veri bile, son 15 yıl içinde ‘Türkiye’nin zenginleştiği’ iddiasının sadece patronlar açısından geçerli olduğunu gösteriyor.

OHAL ile hukuku fiilen askıya alan, kamuda yaşanan ihraçlarla yüz binlerce kamu personelini, aileleri ile birlikte milyonlarca insanı fiilen cezalandıran, çalışma ve yaşama hakkını ortadan kaldıran, kitlesel işsizlik ve yüksek enflasyonu kalıcı hale getirip, emekçi ailelerinin uzun süredir yaşadığı geçim krizini derinleştirirken, OHAL sayesinde kendilerini kurtaracaklarını sananların ülkeyi nasıl uçuruma doğru sürüklediğini önümüzdeki birkaç ay içinde daha net göreceğiz.

(Evrensel’den alınmıştır.)

URL: http://cerideimulkiye.com/?p=42990

Editör - 24 Kas 2017. Kategori Mülkiye'den Damlalar, Mülkiyeden. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım Gabfire themes