ANKARA’DA – M. Şehmus GÜZEL

Abidin Dino ve Güzin Dino’nun Ankaralı yıllarındaki en yakınlarından biri Ahmed Arif’ti. O günlerde DTCF’de Güzin’in öğrencisi olan Ahmed Arif “evin çocuğu” gibi istediği zaman eve gidip gelenlerdendi.

Ahmed Arif Ankara’nın o belalı günlerinde birkaç defa gözaltına alındı. Örneğin 31 Aralık 1949’da, “Patriyot” Hayati (Hayati Tözün), İbrahim Erdem ve Hilmi Artan ile. İhbar üzerine gözaltın alındılar ve aylarca tutuksuz yargılandılar, ilk gözaltı ve dayak faslından sonra.

Ahmed Arif  değişik gözaltına alınmalarında gördüğü işkence, dayak ve rezillikleri Abidin’e anlattı. Abidin’in 1950’lerin ortasında Paris’te sergilediği ve ismini “İşkenceler” koyduğu resimlerinde anlatılanlar, yani Abidin’in resimleriyle, çizerek anlattıkları, bunların yansımalarıdır. Paris’teki yakın dostluk, arkadaşlık ve kardeşlik günlerimizde, aylarımızda, yıllarımızda Abidin bunu bana defalarca aktardı, şunu da ekleyerek “Ahmed Arif’in anlattığı işkenceleri unutmak mümkün değildir.”

Abidin’in “işkence” desenleri, daha sonra, toplu olarak bir resimsever tarafından satın alındı ve İnsan Hakları Vakfı’na armağan edildi. Vakıf da bütün desenleri İşkence.Tortureadı altında güzel bir kitapta topladı. (Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve Galeri Nev Yayını olan bu eserin yayın tarihi unutulmuş. Yanılmıyorsam 1994 olmalı.)

Kitapta “5.” Resim “isimsiz” olarak takdim ediliyor. Oysa dikkatli bakılınca resmin sol alt köşesinde dört harfli bir sözcük bulunuyor; 5 Mayıs 2005’te, Paris’te, bu desene Güzin Dino ile birlikte bir daha baktık ve dört harfli bu sözcüğü çözmeye çalıştık. Güzin’le aramızda şöyle bir konuşma geçti:

MŞG: Bunu nasıl deşifre edebiliyorsunuz?

GD: Keje.

MŞG: Efendim?

GD: K var E var, üstünde nokta var bu J, E var. Keje okunur, yani şöyle bakınca.

MŞG: Evet ben de Keje okudum. Desende sırt üstü uzanmış veya uzatılmış bir erkek var.

GD: Acaba bir şeyin formülü mü? Bilemediğimiz bir işkence formülü mü?

MŞG: Bilemiyorum. Ben de onu merak ediyorum.

GD: Bunu ben de bilemiyorum, Keje, yahut birisinin bir arkadaşı mı?

MŞG: Bir isim olabilir.

GD: Bize işkenceleri tafsilatıyla anlatan Ahmed Arif’tir. Zaten “önsöz”de bahsediliyor.

MŞG: Keje niçin önemli biliyor musunuz? Çünkü bir Kürt ismidir, aynı zamanda.

GD: Ahmed Arif Kürttü

MŞG: Evet Ahmed Arif Kürttü. Bir de bu işkencelerden önce yazdığı bir şiir vardır “Otuzüç Kurşun “ diye; orada geçen kahramanlardan birinin ismi olabilir mi?

GD: Bilmiyorum.

Abidin Dino’nun kitaplığında  Ahmet Arif’in  o çok sevilen, o çok ünlü şiir kitabı Hasretinden Prangalar Eskittim  var(dı) (Bilgi Yayınevi, Ankara, Kasım 1968).  Abidin’le Ankaralı yıllar ve Ahmed Arif üzerine sohbet ettiğimiz bir gün, Abidin bu kitabı çıkardı kitaplığından ve gösterdi : Ahmed Arif birinci sayfasına yazmış şu satırları ve imzalamış. Tek harfine dokunmadan aktarıyorum:

“Değerli Hocam Prof. Güzin Dino ile sevgili Ağabeyim  Abidin Dino’ya, sevgiyle, saygıyla, onurla…29 Ocak 1969. Ankara”.

Bu kitabın son şiirinin ismidir  ”Otuzüç Kurşun”.

“Lo biz seni hapislerde sevdik… Biz seni sürgünlerde…” başlığı altında Ahmed Arif’e özel dosya ayıran Esmer dergisinin Haziran 2005 tarihli  sayısında, Ahmed Arif hayatını  Ferzende Kaya’ya anlatıyor ve bir yerde aynen şunları dile getiriyor :

Birçok hapislik dönemlerinden sonra, “Sürünmeye başladım. Birçok işe girip çıktım. Bir ara Abidin Dino bir iş ayarladı, fotokopi işi, onu yaptım. Sonra kömür dağıtımında çalıştım. 16 lira alıyordum, ama hangi işe girersem polis peşimdeydi, beni kovduruyorlardı…”

Ahmet Arif daha sonra 1951’de İstanbul’da  “48 kişinin tutuklandığı davada” tekrar içeriye alındı : “Dokuz gün dokuz gece dövdüler…”

Sonra Ekim 1951′de İstanbul’da başlatılan Türkiye Komünist Partisi (TKP) tutuklamalarını izleyen ve Eylül 1952’de Ankara’da devam ettirilen TKP tutuklanmalarında   gözaltına alındı. Önce Ankara’da uzun bir tutukluluk dönemi geçirdi, sonra İstanbul’a “transferi” ve Sansaryan Han’da işkence ve bin bir türlü rezillik…

Abidin Dino da Ekim 1951’de, İstanbul’daydı, ve bu tutuklama salgını sırasında bir sabah erkenden gözaltına alındı, akşama kadar tutuldu.

Bu ve benzeri belalar üzerine Abidin Dino 1952 başında Türkiye’yi terketmek zorunda kaldı. Önce dokuz ay kadar Roma’da kaldı, sonra Paris’e yerleşti, temelli. Ahmed Arif’in Ankara’da  anlattıkları ve bizzat Abidin’in de bir sure yaşadıkları Paris nam kentte, ikinci başkentte, başabela kentte zamanı gelince resimlere, desenlere yansıdı. Bunların daha sonra yeniden sergilenmesi, derli toplu bir biçimde bir kitapta meraklılarına sunulması hem Abidin’i, hem Ahmed Arif’i, hem de bütün dost ve arkadaşlarını anmak için bir vesile oldu. O günleri, o işkence, o gözaltı furyalarını bir daha asla yaşamamak umudumuzu  tazelemek için. Abidin ve Güzin ve Ahmet Arif tarihlerine ve Ankara yıllarına bir not düşmek üzere. Tarih gidenleri unutmuyor. Biz de öyle yapalım: Gidenleri unutmayalım. Gidenler bir parça da bizimle kalsınlar. Bizimle ve gelecekle.

 

 

URL: http://cerideimulkiye.com/?p=43045

Editör - 7 Ara 2017. Kategori Edebiyat, Kültür-Sanat, Mülkiye'den Damlalar, Mülkiyeden. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım Gabfire themes