Torbası Delik Olanlar – Yunus ER

“Uzun ve sağlıklı yaşamanın sırları”

Zeus, oğlu Dionysos’i doğar doğmaz Nysa(1) dağlarına göndermiş. Bu dağların perilerine emanet etmiş bebeği. Çocuğu tehlikeli birisinin hışmından korumak için böyle yapması gerekirmiş. Dağ perilerinin elinde, doğanın kucağında büyüyen Dionysos, bonkör, cömert, civanmert, gani gönüllü bir delikanlı olmuş. Gittiği her yere asma dalını götürmüş, bu topraklarda bağ yetiştirmeyi, üzümcülüğü, şarap yapmayı öğretmiş. Sefaletin, acıların yumağında, sevinci, umudu, mutluluğu yaşamış, anlatmış, yaşatmış.

Sığırcık kuşları, yedikleri zeytinlerin çekirdeklerini bırakmışlar dağlara. O çekirdekler toprakta, kurumuş, çürümüş yaprakların, otların arasında rüzgarla savrulmuşlar; baharda patlamışlar; köklerini yerin dibindeki karanlık toprağa, çimlerini güneşe, yeryüzüne yollamışlar. Doğada kendi kendine gelişen büyüyen delice zeytin filizleri, çöğür olmuşlar, kendilerini korumuşlar, ağaç olmuşlar. Ancak o toprakta, yanlarındaki başkaca, bitkilerin, ağaçların, gelişmesini, büyümesini, güneşe doğru gitmesini hiç engellememişler.

Günün birinde, kendilerine güvenemeyenler, kendi kendilerini yönetemeyenler, kardeşçe yaşamayı beceremeyenler zeytin ağacına, ormanların kralı olmasını önermişler. Krallığı kabul etmemiş zeytin ağacı. Herkesin içinde, herkes gibi özgürce yaşamayı yeğlemiş.

İnsankızı, insanoğlu, budamış, aşılamış bu deliceleri. Emek vermişler, yorulmamışlar, yürek vermişler.  Her bir deliceyi kültür zeytinine çevirmek için,  vahşi bir aslanı evcilleştirir gibi emek vermişler. Dağlar zeytin ormanı olmuş. Bu yörenin zeytinlerini, üzümlerini, incirlerini anlatırken, Evliya Çelebi: “Dağlarından yağ; ovalarından bal akar.” deyivermiş.

 

Zeytinlerinin cinsi memeciktir, yağ oranı oldukça iyidir. Yağları biraz koyu, tadı yoğun meyvemsi, hoş kokuludur, içildiğinde boğaza dokunur. Romalılar zamanında kralların saraylarında, aroma zenginliğinden olsa gerek, bu yöre zeytinyağları tüketilirmiş. Günümüz Avrupa ülkelerinde de aromaca zengin zeytinyağları en tutulan, en pahalı yağlardır.  Bölge dışındaki yurdum insanları, alışamamışlar bu zeytinyağına. Ağır gelmiş, zengin aroma onlara. Yöre zeytinyağları “tuka kaka“(!) sayılmış, satılamamış.

Gel zaman git zaman, iki binli yıllarda ülkemizde, resmi yetkililerin, resmi verileriyle, insanların sağlıklı ve en uzun yaşadıkları yer olarak bu yöre -Nazilli- belirlenmiş. Her köyde, yüz yaşının üstünde ve oldukça sağlıklı birçok insan tespit edilmiş. Görsel ve yazılı medya mensupları yöreye üşüşmüşler. Yüz yaşının üstündeki sağlıklı insanlara, hep aynı soruları yöneltmişler: “Ne yediniz, içtiniz? Ne yaptınız?  Alınan cevaplar da aynı olmuş: “Ne bulduysak yedik. Bizim burada bulunan; zeytin, üzüm, incir.  Pınarlardan su, yayıklardan ayran içtik. Az yedik, çok yürüdük.”

Bu üne şana rağmen, doğal meyve aroması yönünden oldukça zengin zeytinyağlarını yöre üreticileri yine satamamışlar. Bir belediyenin düzenlediği zeytinyağı konulu toplantıya konuşmacı olarak Mülkiyeli bir zeytinciyi de çağırmışlar.  Dert aynı:  Zengin aromalı memecik zeytinyağına talep yaratmak.

Mülkiyeli zeytinci, yörenin ‘uzun ve sağlıklı yaşam diyarı’ seçildiğini hatırlatarak başlamış konuşmasına. Bu güzel durumun yöre zeytinyağlarıyla ilintisinin belirlenmesi için bilimsel bir çalışma yapılmasını, sonuçlarının paylaşılmasını anlatmaya yoğunlaşacakmış ama bir türlü kürsüde konuya ve konuşmaya odaklanamamış. Kürsünün etrafında, herkesten ayrı, herkese aykırı; aykırılığı, göze mertek gibi batan bir adam:  “Onların torbası delik. Onların torbası” delik diye eşek arısı hızıyla vızıldayıp dururmuş. Zabıtalar uzaklaştırsalar da, bu adam yine gelir ‘musallat’  olurmuş. Adam, hep aynı cümleyi tekrarlayıp dururmuş. “Onların torbası delik.”

Kürsüdeki Mülkiyeli zeytincinin gözlerinin bu adama kilitlendiğini fark eden Belediye Başkanı, fısıltıyla: ‘delidir’ demiş.  Merakı iyice artmış Mülkiyelinin. “Başkan, hepimiz biraz deliyizdir. Öyle anlar olur ki, hepimiz deliririz.” diyecekmiş, konu dağılacak. diye söylememiş. Musallat adam daha gür seslenmiş:

“Onların torbası delik. Onların torbası delik”  Bu sefer kürsüdeki O’na bağırmış: “Kimlerin torbası delik?”

“Yüz yaşını aşanların, torbası delik”  sözü bir şeyler anımsatmış bizimkine. Dal gömlek, yarım pantolonla dolaşan, uzun saçları sakalları keçeleşmiş ‘deli’ yi yanına çağırmış; “Gel buraya sen, Ağabeyciğim” demiş. Mikrofonu eline tutuşturmuş. “Şimdi sen anlat, biz dinleyelim.”  Ortalık sus pus olmuş; şaşkınlıkla kimse de karşı çıkamamış ‘deli’ mikrofondan birilerine, resmi yetkililere sövüp saydırabilirmiş. Öyle yapmamış. Dinleyelim ne anlatmış.

“Heeeeer… Her insanın… doğuştan bir torbası vardır boynunda. Her gün… Heeeer gün yaşanan dertler girer torbaya. Torbası sağlam olanlar, torbadaki dertleri atamaaaazlar… Dert yükünün altında çökeeeeeer kalırlar. Beniiiim gibi.  Yetmiş yaşında, yedi yaşından beri torbaya girmiş dertlerle, tasalarla, acılarla, kinlerle uğraşırlar. Bazılarının da torbaları deliktir. O günün derdi o gün düşer, torbanın deliğinden. Burada herkes zeytinyağı tüketiyor. Ancak bazıları yüz yaşını aşıyooor. Onların torbası delik.  Onların, torbası delik.

******                                  *****

Beydağı ilçesinden dağ yolunu kullanarak Nazilli’ye geçeceğim. Dağın zirvesine yakın yerlerde, zeytin, incir bahçeleri öyle perese yamaçlarda ki; toprak ancak atların çektiği pulluklarla işlenebilmiş veya hiç işlenmemiş. Traktör gezecek yerler değil. Bir atlı gidiyor önümden.  Atın üstündeki de yaşlı bir çınar. Zeytin dalları var heybenin iki gözünde de. Belli ki zeytinlikten geliyor. Tam yanından geçerken yavaşladım ve takıldım, malum, zeytin sezonu.

- Dayı zeytinlerde kurt var mı? Soruya soruyla karşılık verdi.

- Sen bizim zeytinliği biliyor musun?

- Yok, bilmiyorum. Ben bu yoldan ilk defa geçiyorum.

- Dedemin dedesi dikmiş o bahçedeki zeytinleri. Dikerken de demiş ki: “Üçte biri kuşa, üçte biri kurda, kalanı da çocuklara, eşe, dosta.”

 

*******                                                      *******

Dağın bayırında, çalıların arasına dağılmış koyun sürüsü görkemli bir tablo gibi duruyordu.  Koyunların boynunda takılı çıngırakların sesi ile bozulan, doğanın sessizliği dinlendirici bir konserdi. Zaman zaman rüzgar, bu sese ahenk veriyor, dağlara özgü, bahar çiçeklerinin kokularını içimize dolduruyordu. Mart ayında hava biraz soğuk olsa da, insanı sarhoş eden bu dağlarda, vücut üşüdüğünü duyumsamıyordu.

Dionysos’un, büyüdüğü; Yörük Ali Efe’nin çete kurduğu dağlardayım.  Yörük Ali, Haziran 1919 da ovadaki yabancı işgalcilere, ilk baskını, bu dağlardan düzenleyerek; bölgede milli mücadeleyi başlatmıştı. “İyidir bu yörenin halkı. Toprağı sever. Toprağı seven, insanı sever” Yerli halk için, efenin sözleri bunlar.

Çoban, uzun boyu, iri yarı,  yüzündeki çizgiler: “Ben gün görmüş, günler görmüş bir ademim” dese de; iskeleti bir çınar ağacı gibi sağlamdı. Yaşını sordum; sıradan bir sayı söylercesine; “yüz sekiz” deyiverdi.

Ne yaptın dayı sen? Nasıl genç kaldın böyle?

Ben iyi aşı yaparım. Bu dağlardaki bütün yabanileri meyve ağaçlarına aşıladım. Meyve verdi o ağaçlar. Kuş, kurt o meyveleri yediler. Belki dua da etmişlerdir, benim için. Bana yaş vermişlerdir. Sırtındaki azık torbası, halı desenli, nakışlı, güneşte, yağmurda iyice solmuş, herhalde çoban kadar dağlara tanık olmalı.

Torbada azık ne var?  Açtı torbayı, bir parça köy ekmeği, peynir, yumurta, kuru soğan. O güzel el emeği tarihi torbanın tabanı, kendi dokumasından fileli, yani torba delik, dışarıdan belli olmuyor.

- Dayı, senin torba delik.

- Ufalanan yiyecekler akıyor deliklerden. Toprağa düşen ufak yiyecekleri, karıncalar, böcekler yiyorlar. Bir de köyde hastalanan olursa dağın uzundaki kar çukurundan kar götürüyorum bu torbayla, hastaya. Torbanın altının delik olması işimi kolaylaştırıyor.

(1) Nysa: Aydın Nazilli arasında antik kent.

 

URL: http://cerideimulkiye.com/?p=43142

Editör - 8 Oca 2018. Kategori Mülkiye'den Damlalar, Mülkiyeden. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım Gabfire themes