İnsanlarımıza güvendiler, topraklarımıza sığındılar – Gürsel DEMİROK | Ceride-i Mülkiye

İnsanlarımıza güvendiler, topraklarımıza sığındılar – Gürsel DEMİROK

İstanbul’daydık geçtiğimiz aylarda. Darüşşafaka Lisesi’nde öğrenci olduğum yıllarda (1956/64), hafta sonları gezdiğim, dolaştığım yerlerde dolaştık gezdik ailecek. Fotoğraflar çektik bol bol. Tabii benim gençlik yılarımdaki İstanbul’dan eser yok. O yıllarda nüfusu 1,5 milyondu. Bugün 15 milyonu aşmış durumda. Darda kalana ekmek kapısı, zorda kalana umut kapısı olmuş.
O gezide, sık sık gittiğim Ortaköy’e de uğramıştık. Kıyıdaki çay bahçelerinden birinde çayımızı yudumladıktan sonra boğazın, Ortaköy Camisinin vs. fotoğraflarını çekerken çay bahçesinde çalışanlardan bir genç yanıma yaklaşarak, “Bu muhteşem boğaz ve cami manzarası önünde sizin fotoğraflarınızı çekeyim.” Dedi. “Çek bakalım” dedim. Çektikten sonra sohbete koyulduk. Türkçeyi aksanlı ama gayet güzel konuşuyordu. Güneş yanığı yüzü, gülen gözleri, sempatik bakışları vardı . “Nerelisin ?” diye sordum. “ Suriyeliyim. Afrin’den . Altı yıl oldu geleli.” Diye yanıt verdi ve sonra ben sordum o yanıtladı içtenlikle. Adı Süleyman’mış. Kürt’müş. Aile bireylerinin, akrabalarının kimi Halep, kimi Afrin, Kobani, kimi de Mardin gibi illerimizde yaşıyormuş. “Burası bizim artık. Burada oturacağız. Türkiye’ye teşekkür ediyoruz. Çok güzel bir yer. Türkiye oralara da yardım ediyor. Suriye’de savaş biterse belki dönebiliriz, ama gitmek istemeyiz. Bir sıkıntımız yok. Beraber yaşayıp gidiyoruz. Burada haddinden fazla Suriyeli var. Burada bize iş çok. Tabii bizim yüzümüzden Türk vatandaşlarından işsiz kalanlar oluyor…” Türklerin Suriyelilere karşı tutumunu sordum. “Türkler bizim kardeşimiz. Belki bizim iyiliğimiz için diyorlar. Siz gençsiniz, kadın değilsiniz, kız değilsiniz, elinize silah alın gidin ülkenizi kurtarın. Neden kaçıp buralara geldiniz, diyorlar. Onlara katılıyorum tabi onlar da haklı. Diyelim burada savaş olsa Türk Milleti kaçıp bir yere gitmez, ülkesi için savaşır. Osmanlılar zamanında bizim dedelerimiz de Türklerle beraber cephelerde, Çanakkale’de savaştılar..” Sohbeti cep telefonum ile videoya çektiğimi gören birkaç kişi de çevremize toplandığını görünce sordum. Hepsi Suriyeliymiş.
Türkiye’ye sığınan Suriyelilere ilişkin kamuoyunda farklı yorumlar, farklı değerlendirmeler var. Suriyelilere hoş görü ile bakanlar da var, tepki gösterenler de, kaygılı olanlar da. Avrupa‘da da durum farklı değil. Sığınmacıların Türkiye üzerinden Avrupa ülkelerine yayılmalarını istemiyorlar. Suriye ne zaman, nasıl barışa, huzura, istikrara kavuşur meçhul. Bu amaca yönelik uluslararası girişimlerin sonuç verip vermeyeceği de meçhul. Bu koşullarda içimizdeki Suriyelerin ne kadarı ülkelerine geri döner, ne kadarı ülkemizde kalır o da meçhul. Ortaköy’de sohbet ettiğim Suriyeliler de ülkemize sığınmak zorunda kalan bu talihsiz insanlardan sadece birkaçı. Yardım elini uzattığımız insanlar. Yüzyıllar boyu aynı yönetim altında yaşadığımız, dedelerimizin aynı cephelerde şehit oldukları, ortak manevi, kültürel değerlerimiz, akrabalık bağlarımız olan insanlar. Afrinli Kürt Süleyman’ın anlatmak istediği de oydu sanırım.

Suriyeliler, ülkemize sığınmak zorunda kalanların sonuncusu. Tarih boyunca değişik nedenlerle kendi ülkelerini terk etmek zorunda kalan çeşitli millet ve dinden yüz binlerce insan Osmanlı İmparatorluğu’na, daha sonra da Türkiye Cumhuriyeti’ne sığındılar. İnsanlarımız, kendilerine güvenen, binlerce çaresiz insanı ırk, dil, din farkı gözetmeksizin bağrına bastı. Hayatları tehlikeye giren, şiddet, baskı ve eziyete maruz kalan tehdit edilen, aşağılan bu insanlara, insanlarımız kucak açtılar. Tereddüt göstermediler, ayırımcı olmadılar. Evlerini, ekmeklerini zor durumdaki bu insanlarla cömertçe paylaştılar.

Macarlar, Polonyalılar, Museviler, Almanlar, Avusturyalılar, Fransızlar, İtalyanlar, Estonyalılar, İspanyollar, Ruslar, Arnavutlar, Kırım Tatarları, Çerkezler, Abhazalar, Romenler, Gürcüler, Azeriler, Hintliler, İranlılar, Suudi Arabistanlılar, Kazaklar, Afganlılar, Cezayirliler, Tunuslular, Moritanyalılar, Boşnaklar, Karadağlılar, Hıristiyan Topluluklar, Sırplar, Yunanlılar, Romanlar, Sri Lanka’dan gelen Tamilli mülteciler, Irak’tan kaçan Kürtler, Ezidiler, Suriyeliler insanlarımıza güvenerek, tarih boyunca topraklarımıza sığındılar. Bizler bunun pek farkında değiliz. Meslektaşım emekli Büyükelçi Ender Arat’ın bu sığınmacılar hakkında ayrıntılı bilgi veren çok değerli bir kitabı mevcut: “TÜRKLERE GÜVENDİLER/ TARİH BOYUNCA TÜRK TOPRAKLARINA SIĞINANLAR”. Yayınlandığında, medyada ve eğitim, araştırma kuruluşlarında büyük ilgi ve beğeni ile karşılanan kitap, öğretici , malzemesi bol ve sürükleyici. Konuya ilgi duyanların genişletilmiş ikinci baskısı çıkan bu kitabı edinmelerini öneririm.

Kitap yayımlanmadan önce, Büyükelçi Arat’ın girişimleriyle geçmiş yıllarda 60 panodan oluşan “Türkiye’ye Güvendiler” sergisi açılmıştı. Tarih boyunca ülkemize sığınanlara ilişkin bilgi, belge ve fotoğraflardan oluşan sergi 2006 da önce Dışişleri Bakanlığı Suna Ilıcak Sanat Galerisi’nde açılmış, müteakiben yurt içi ve yurt dışında sergilenmiş, büyük beğeni ve ilgiyle karşılanmıştı. Büyükelçi Arat’ın hazırladığı 42 panodan oluşan Ruslar sergisi de kısa bir süre önce İstanbul ve Antalya’da sergilendi. Serginin Rusya’ya da götürülmesi öngörülüyor. Sığınmacılar konusunun uluslararası gündemin ön sıralarında yer aldığı şu dönemde, Dışişleri Bakanlığı’nın “Türkiye’ye Güvendiler” sergisinin Türkiye’de ve yurt dışında yeniden açılmasını değerlendirmesi de yararlı olur.

Öte yandan, Büyükelçi Arat, tarih boyunca insanlarımıza güvenerek topraklarımıza sığınanlarla ilgili bilgi, belge ve malzemenin kurulacak bir müzede teşhir edilmesi düşüncesini yıllardır bu bağlamda ısrarla dile getiriyordu. Kitabın yayınlanmasından sonra müze kurulması düşüncesinin Arat’ın gayretleriyle tekrar gündeme geldiği görülüyor. Konuya ilgi gösteren İstanbul Aydın Üniversitesinin bir Çalışma Grubu oluşturarak müze projesinin hazırlıklarına başladığı ve müze için uygun bir bina araştırdığı anlaşılıyor. Arat, er veya geç müzenin kurulabileceği inancında. Öte yandan topraklarımıza sığınanlarla ilgili belgesel film çevrilmesi düşüncesi de bu çerçevede dillendirilmekteydi. Büyükelçi Arat, bu konuda bir gelişme olup olmadığı yolundaki sorumu, “45 er dakikalık 8 belgesel yaptık. Yahudiler, Macarlar, Polonyalılar, Almanlar, Ruslar, Afganlar, Kürtler ve Suriyeliler” şeklinde yanıtladı.

Büyükelçi Arat’ın kitabı bana Angora Yaşam’da yayınlan Alman sığınmacılara ilişkin bir yazımı anımsattı. ”Elisabeth ve Eren” başlıklı (Eylül 2014) yazımda, 1933’ten sonra bine yakın Alman aydının (bilim adamı, hukukçu, yazar, mühendis v.b.) Türkiye’ye siyasi ilticada bulunduğuna işaret etmiştim. Bu değerli insanlar ülkemizde gördükleri yakın ilgiyi çeşitli vesilelerle dile getirmişlerdi. Prof. Dr.Schwartz bu konuda şunları yazmıştı: “Çoğunluğu kendilerini istemeyen Almanya’ dan , bir kısım İngiltere’den, ucuz ve kalabalık Paris pansiyonlarından geliyorlardı. Türkiye’de ise misafirperver bir milletin arasında, serbest, saygı duyulan ve her arzuları karşılanan göçmenler olarak yaşamaya başladılar”. Bu bilim adamlarından Prof. Gerhard Kessler ise , Türk halkına şükranlarını şöyle dile getirmekteydi: “Asil ve şövalye ruhlu Türk Halkı’na tanıdığı bu imkandan dolayı devamlı minnettar kalacağım”.(Jan Cremer, Horst Przytulla, Türkiye’deki Alman asıllı politik göçmenler .) Almanya’da yaşayan yeni kuşak Türklerden Eren Önsöz’ün Alman sığınmacılarla ilgili hazırladığı belgesel filmden de o yazımda söz etmiştim. Belgeselin ismi “Haymatloz – Exil in der Türkei” . Önsöz, Türkiye’ye sığınanlar arasında belirlediği beş ünlü bilim adamının çocukları veya torunlarını belgeseli için seçmiş. Evlerinde (Almanya ve İsviçre) ekip ile çekimler yapmış. Ardından çekimleri İstanbul ve Ankara’da sürdürmüş. Çok önemli ve değerli belgesel, sadece Almanların değil bizim yakın tarihimizle de ilgili. Belgesel, 2016’dan bu yana Almanya da beğeni ve ilgi ile izleniyor (www.haymatloz.com ). Türkiye’de ise ilgi yok gibi. Eren Önsöz son mesajında “ Almanlar hep soruyorlar, filminiz Türkiye’de nasıl tepkiler yarattı? Hiçbir tepki olmaması beni çok üzüyor. Bu durumu nasıl değiştirebilirim bilmiyorum.” demiş.

Suriyeli Kürt Süleyman’ın, Alman bilim adamlarının dile getirdiği şükran duyguları, pek farkında olmasak da, tarih boyunca ülkemize sığınanlarca da dile getirilmişti. Bu itibarla, zorda kalınca kurtuluşu insanlarımıza güvenerek topraklarımıza sığınmakta bulanlarla ilgili sergiler açılması, belgesel filmler çevrilmesi, gösterilmesi ve bu konudaki bilgi, belge ve çeşitli malzemenin toplanarak bir müzede teşhir edilmesi, bu müzede konferanslar, seminerler, anma toplantıları düzenlenmesi vs. hem tarihimizde iftihar edeceğimiz olayların kamuoyuna duyurulmasına katkıda bulunacak, hem de Türk hoşgörüsünün tanıtılmasına yardımcı olacaktır. Açılacak müze, sığınanların mensubu oldukları ülkeler, tarihçi ve araştırmacılar için de önemli bir başvuru merkezi işlevini de görecektir. Bütün bu çalışmalar, Türklerin tarih boyunca çeşitli dil, din ve ırktan insanları nasıl bağrına bastığını da ortaya koyacaktır…

Gürsel Demirok
E.Diplomat

URL: http://cerideimulkiye.com/?p=43245

Editör - 6 Nis 2018. Kategori Mülkiye'den Damlalar, Mülkiyeden. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım Gabfire themes