Gemi batmadan bir şey olsun… – Sevilay ÇELENK

Şehir hatları vapuru kapasitesinin tahminen üç katı yolcuyla kıyıya yanaşıp oradan da pazar günü gezisini tamamlamış yüzlerce yeni yolcuyu alarak Burgaz Ada’dan ayrılmıştı. Bana kalırsa bu vapurla yolculuk yapmak Hindistan’da bir trene dışarıdan asılarak yolculuk yapmaktan daha az riskli değildi. Fakat, “Bu vapura binmeyelim,” “bir dahakine binelim” biçimindeki bozuk plağa bağlamış itirazlarımın hiçbiri müstakbel yerli ve milli kurumuz üzerinden bir akcoin kadar bile para etmemişti. Vapurun güç bela çıktığımız üst katındaki yolcu kalabalığı, Elazığ – Madenlilerin iki ellerini göğüslerinin önünde kavuşturup parmaklarını birbirine geçirerek “parmak gibi” diye tarif ettikleri türden bir kalabalıktı. Oturmak zaten mümkün olmadığı gibi, ayaktakilerin arasında da bir selfie çekimlik mesafe bile kalmamıştı. Çok yazıktı. Tıklım tıkış bir kalabalık…

Rengimin beyaz bir kağıdı aratmıyor olmasından mıydı acaba, gözlüklerinin üzerinden bana bakan orta yaşın bir hayli üzerindeki tatlı bir kadın gülümsedi. “Çok kalabalık” dedim, “Hiçbir şey yok, hep böyle” dedi yabancı aksanıyla. Aşırı kalabalık nedeniyle gerçekten paniklediğimi fark edince de “Korkma, bir şey olmaz” dedi önce. Sonra da “Here is Turkey. Nothing happens until it happens” diye ekledi kikirdeyerek. Ben de havaya atılan simit parçalarını kapan martılar gibi espriyi havada kaptım ve gülüşüne katıldım. İyi bir espriden daha iyi bir sakinleştirici yok sanırım.

Gerçekten de, bir şey olana ya da gerçekleşinceye kadar hiçbir şey olmaz burada. Burası Türkiye. Hatta bir şey olunca da hiçbir şey olmaz.

Bir şey olduğunda herhangi bir şey olsaydı, bugün Abdullah Gül ismi cumhurbaşkanlığı için ortak aday olarak bu kadar rahat telaffuz edilebilir miydi? Özgül ağırlığı bir çırpıda buhar edilmiş Bülent Arınç bu kadar rahat saraya davet edilebilir miydi? Haydi diyelim ki edildi. Kalkıp da böyle rahat rahat bu davete icabet edebilir miydi?

Siyasetin bir haftasına sığdırdığımız gündemde bunlar ve daha birçok şey vardı. CHP İyi Parti’ye 15 vekil vererek İyi Parti’nin 24 Haziran seçimlerine girmesini garantiledi. Bu hamlenin demokrasi mücadelesi namına büyük bir hamle olduğunu düşünmüyorum. Mücadele “demokratikleşme” ekseninde tanımlanmış olsaydı, geride bıraktığımız aylar ve yıllar içinde CHP’nin HDP ile ilişkili siyasetinin de demokratik bir boyut, bir mücadele içermiş olması, AKP saldırıları ve karalamaları karşısında bu kadar savunmacı bir pozisyona sürüklenmemesi gerekirdi. HDP’yi meclise taşıyan seçmen iradesinin yıllar içinde gasp edilmesinin yolu açılırken, ana muhalefet partisi olarak buna itiraz edilebilse, bu saldırılar hiç değilse söylemsel düzeyde ısrarla reddedebilmiş olsaydı, bir noktadan sonra AKP’nin çığırtkan ve müfteri söyleminin de gücü kırılmış ve etkisizleştirilmiş olurdu. Oysa böyle bir mücadele hiç verilmedi. HDP’ye yapılan haksızlıklara sessiz kalınması ve hatta dokunulmazlıkların kaldırılması meselesinde olduğu gibi onay verilmesi, aynı türden ötekileştirici, dışlayıcı ve gözünü karartmış iftiracı söylemlerin CHP’ye de yöneltilmesinin yolunu açtı. Gelinen noktada muhalefetin her türü, FETÖ’cülük, bölücülük vs. vs. damgalamasıyla karşılanır oldu.

Bu yüzden de İyi Parti’ye verilen desteği “demokrasi mücadelesi” ekseninde değerlendirmek gerçekçi olmuyor. Fakat kuşkusuz bir baskın seçim kararı karşısında 15 CHP’li vekilin istifa ederek İyi Parti’ye katılması ve bu partinin seçimlerde yer almasının garantilenmesi, “siyaset stratejisi” bakımından düşünüldüğünde ise büyük ve önemli bir hamledir. Bu hamle karşısında AKP saflarında kayda değer bir şaşkınlık yaşandığı da açık. Bir de ilkelerden, dürüstlükten, ahlaktan dem vurmuyorlar mı? Hiçbir şekilde bir erken seçim olmayacağını defalarca üst perdeden ilan ettikten sonra, 24 Haziran’a görülmemiş bir baskın seçim koy ve şimdi de CHP’nin bu hamlesi karşısında “ilkeler”den söz et! İbişlik parayla değil tabii ki…

Yine de AKP siyasetinde sürprizin sonunun olmadığı da unutulmamalı. AKP’nin en temel sürpriz malzemesi de yapıp ettiklerini bir anda ve külliyen reddeden bir tutumu rahatlıkla benimseyebilmesinden türüyor. Aksırıncaya tıksırıncaya kadar yiyip içtikten sonra yenip içilenleri hazımsızlıkla reddetmek ve kusarak kendinden uzaklaştırmak biçiminde özetlenebilir bu sürprizli siyaset. O kadar rahatlıkla yapılıyor ki insan şaşkına dönüyor.

Hatırlarsanız daha geçen hafta, “Çalmadık kapı, sıkmadık el, dokunmadık yürek bırakmayacak” bir detant süreci ilan edilebilmişti. Kendilerine yakın olmayan toplum kesimlerini alenen yok saymış, ihraçlarla, gözaltılar ve hukuksuz tutuklamalarla, yeri geldiğinde tehdit ve şantajla inim inim inletmiş bir siyaset yüreğimize dokunacakmış… Bu hafta da Erdoğan’ın “Yeni dönem, daha fazla demokrasi, daha güçlü hukuk devleti dönemi olacaktır. Yeni dönem daha fazla refah, daha fazla zenginlik, daha geniş özgürlük dönemi olacaktır” vaadi, seçime giderken kutuplaşma siyaseti tümden terk edilmeyecekse de bir yumuşama siyasetinden de yararlanılmak istendiğini açık etmişti. Bu yumuşamaya da inanan çıkacaktır elbet.

CHP, oyun kurucu olduğu kabul gören hamlesini güçlendirmek zorunda. Başka çıkar yol yok. Bu güçlenişin de Abdullah Gül’ün ortak adaylığı etrafında olmayacağı çok açık. Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı döneminde, siyasetin en kritik anlarında, yüzünü bir umut diyerek ona çevirmiş olanlar, istikrarlı bir biçimde derin bir hayal kırıklığı ile baş başa kalmıştı. Abdullah Gül, kulağına fısıldanıp durmuş olan “Ağır ol, molla desinler” sözünü fazlasıyla ciddiye almışa benziyordu. Ağır, sessiz, sakin, sabırlı. Eh bir kesim tarafından yeterince uzun süre molla da bellendi zaten. Enough is enough… Zaten CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’den gelen bir son dakika açıklaması, Abdullah Gül isminin CHP’nin gündeminde olmadığını ve olmayacağını da net biçimde ifade etti. Şükürler olsun. Aynı netlik, muhafazakar kesimden başka bir isimle, seçmene ikinci bir Ekmeleddin İhsanoğlu vakasının da asla yaşatılmayacağı konusunda gösterilmeli.

Arada bir telaffuz edilen İlhan Kesici filan gibi isimlere ise ne demeli gerçekten bilmiyorum. Siyasete yeni bir birleştirici isim arandığında, yama bohçasını yük yerinden indirip iyi bir kumaş parçası bulmaya çalışan anneanneler gibi davranmanın alemi yok. İlhan Kesici ney ya?

Ciddi olmak lazım, muhalefet partileri iyi birer adayla 24 Haziran seçimlerine ayrı ayrı gitmeli. İsimler belirlenirken de özellikle seçimin ikinci tura kalması ihtimali ciddiyetle ele alınmalı. Birçok kişinin yazdığı ve söylediği gibi, ana muhalefet partisi olarak CHP, ikinci turda muhalefetin farklı kesimlerinin ve Kürtlerin oyunu alabilecek itibarlı ve güven verici isimler üzerinde düşünmeli.

Yoksa gemi batıyor… Lütfen, Türkiye’de de her şey bitmeden bir şey olsun ya!

URL: http://cerideimulkiye.com/?p=43367

Editör - 26 Nis 2018. Kategori Mülkiyeli Köşe Yazarları, Yazarlar. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım Gabfire themes