Muharrem İnce şanslı sayılır, ya Cebeci Kampüsü’ne girmeye kalksaydı! – Murat SEVİNÇ

Allah korumuş, hem cumhurbaşkanı adayı (ve muhtemelen seçilecek cumhurbaşkanı) Muharrem İnce’yi hem de Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekanı Alaattin Duran’ı. Eğer olay Ankara Üniversitesi’nin Cebeci Kampüsü’nde yaşansaydı… Düşünmek dahi istemiyorum!

Aynı anda, hem Türkiye’nin had safhada ileri demokrasisi hem de üniversite sistemi hakkında fikir veren göz alıcı gelişmelerden biri daha yaşandı!

Cumhurbaşkanı adaylarından Muharrem İnce, son zamanlarda‘bölünme’ nedeniyle gündeme gelen ve Türkiye’nin en köklü ‘kurumlarından’ biri olan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin dekanını ziyarete gitmiş. Kısa bir konuşma da yapmış. Bir fakülte bahçesi için hayli kalabalık ve coşkulu bir dinleyici kitlesine.

Sen misin bir milletvekilini ve cumhurbaşkanı adayını kampüse sokan! Cümlenin sonunu bir kez daha yazayım, iyice anlaşılsın: ‘Kampüse sokan.’ Hâlâ mı yadırgamadınız; peki tekrar edeyim: ‘Kampüse sokan.’

Önce özel güvenlik müdürü gelip İnce’nin girmesine izin verilmemesini ‘buyurmuş.’ Basının yalancısıyım, “Muharrem İnce’yi buraya sokamazsınız, sokarsanız gününüzü görürsünüz” demiş. Kim demiş? Güvenlik müdürü. Çok tanıdık geliyor bu tavır bana ama, neresi, neresi, neresi, neresi, desem; Cebeci’den mi, Kocaeli’den mi, Tunceli’den mi, Ege’den mi, Mersin’den mi? Neyse yazının sonuna dek hatırlarım belki!

Dekan, bir cumhurbaşkanı adayını kabul etmemeyi doğal olarak kendine yedirememiş ve İnce’yle dekanlıkta sohbet etmiş.

Akşam geç saatte, İstanbul Üniversitesi rektörü, Dekan Duran’ı arayıp önce başarılı çalışmaları için övmüş! Zarif, kıymet bilir insan bunlar nihayetinde! Ardından, “YÖK başkanı sizin görevden ayrılmanızı istiyor” demiş. Yok dememiştir, demez, sanmıyorum, iftira mı atıyorlar acep! O denli rafine insanlar, koskoca profesör olmuş adamlar, böyle şeyler yapar mı hakikaten?

Bunun üzerine Dekan Duran istifa dilekçesini yazıp teslim etmiş…

Ardından bir megafonla fakülte bahçesinde konu hakkında açıklama yapan dekana, izleyenlerden biri “Yani pes mi ediyorsunuz hocam” sorusunu yöneltince, Duran bu değerlendirmeyi reddedip “Pes etseydim dünkü olaya izin vermez, ortadan kaybolurdum” şeklinde yanıtlamış.

Ortadan kaybolmak! Ortadan kaybolmak. Ortadan kaybolmak. Ah keşke sizlere bu ifadenin bana neler çağrıştırdığını anlatabilseydim. Sayfalar, günler, aylar sürebilirdi inanın. Ortadan kaybolmanın, görünmez olmanın, nasıl bir şey olduğunu… Dekan Duran’ı bu ifadesi nedeniyle kutluyorum. Belli ki ‘ortadan kaybolmanın’ nasıl bir şey olduğunu yaşayarak, gözlemleyerek deneyimlemiş. ‘Ortadan kaybolan’ meslektaşları olmuş. Bunun nasıl bir alçaklık, bunun nasıl bir süflilik olduğunu çok iyi bilenlerden belli ki. Ve kendisi ‘ortadan kaybolanlardan’ olmak istememiş. Bunu kendine yedirememiş. Bu değerli bir tutum, sakın küçümsemeyin.

Çok mu tuhaf geliyor sözlerim sizlere muhterem okuyucu? Gelmesin! Ortadan kaybolmak, bir insan eylemi olarak böyle dönemlerin en acı veren, en pespaye, en alçak işlerinden biri. Allah, hiç kimseyi ‘ortadan kaybolanlardan’ etmesin desek…

Daha önce bir iki kez Türkiye’de düşünce özgürlüğü olmadığını, ‘bu nedenle’ üniversite adını hak eden bir üniversite olamayacağını yazmıştım. O yazılardaki satırları yinelemenin gereği yok. YÖK’ü olan ve demokrasisi olmayan bir yerde üniversite olmaz, bu kadar basit. İyi/nitelikli ‘kalıntılar’ bulunabilir ancak. Onların sayısı da iki elin parmaklarını geçmiyor.

Eğer ‘Türkiye’de üniversite var’ diyen olursa, bir zahmet, iki yıldır OHAL ile yönetilen ülkede, kaç üniversitenin, kaç hukuk fakültesinin ‘OHAL’ konulu konferans düzenleyebildiğini de söyleyiversin. Benim bildiğim, SBF’de (Kerem Altıparmak’ın dersi) yapıldı; önce Kerem’e soruşturma açtılar, sonrası malum. İbiş’e biçtirdiler…

Sayın üniversite, eğer iki yıldır tek bir OHAL konferansı olsun düzenlemeyi başaramadıysan, “Ben üniversiteyim” filan diyerek hokkabazlık yapma, ayıptır.

Hayır, sen üniversite değilsin. Bu yüzden izin verilmeyen hiç kimseyi davet edemezsin, izin verilmeyen hiç bir toplantıyı yapamazsın, izin verilmeyen basın açıklamasını dahi yapamazsın. Yapmaya kalkarsan bedelini ödetirler.

Sen üniversite olmadığın için, ‘özerkliğin’ olmadığı için, sana danışmadan etmeden bir güzel bölerler; protesto edersin, ettiğinle kalırsın. Çünkü senin kaderin, mesleki kariyerin, kadron şuyun buyun, yıllar boyu birilerinin iki dudağı arasındadır.

Yaşamını, birilerinin iki dudağı arasına hapsetmiş insan, kendi dudaklarını izin almadan, korkmadan, tedirgin olmadan oynatamaz. Bunun çok karmaşık bir yanı yok.

Üniversitenin sorunları, üniversite çalışanlarının, çalıştıkları yerlerin bu sıfatı hak etmediğini düşünmeye başlamalarıyla çözülecektir. Yalnızca iktidarın değişmesiyle hallolmayacak hiçbir şey. Unutmayın, YÖK ulusalcı kesimin elindeyken de o sersemler çok mutluydu, hepsinin keyfi yerindeydi. Omurgasız aptallar.

Üniversite ancak, üniversite bileşenlerinin kendi durumlarının farkına varmasıyla, kendi canlarını sıkmasıyla hakikaten üniversiteye benzeyebilir.

Neler yaşanıyordur sizce iki üç aydır başta Cerrahpaşa olmak üzere, bölünmek istenen diğer kurumlarda? Tahmin edelim mi? Hadi…

Birileri akademik kurulları toplantıya ve karar almaya davet etmiştir.

Birileri o akademik kurullar toplanmasın ve kazara toplanırsa herhangi bir karar alamasın diye göbeğini çatlatmıştır.

Birileri, ki bence en matrak tür bu, o toplantılarda araya girip mutlaka tuvalet kağıdı ve kartuş sorununu masaya yatırmıştır!

Birileri ‘bölünme’ tartışmaları sürerken ortadan kaybolmuştur. İzne çıkmış, hastalanmış ya da o sıralar nedense kurumlarına uğramaz, ders sonrasında hemen eve gider hale gelmiştir.

Birileri tepki gösterenlere tepki göstermiştir mutlaka. Tepki gösterenlere tepki gösteren iki ayaklı tür, kendi içinde bir kaç alt türe ayrılır: İktidar yandaşı olup her şeye “Evet” denilmesi gerektiğini düşünenler; iktidar yandaşı olmayıp “Şimdilik bekleyelim, tepki çekmeyelim, kurumu koruyalım” diyenler. Ve tabii birileri, bir ömür hiç bir şeyle ilgilenmemeye yeminlidir.

Birileri protestolar esnasında durup dururken bir gerekçe yaratıp rektörü ziyarete gitmiştir, kendisini şöyle bir göstermiştir.

Birileri o esnada yürüttüğü projenin başına bir şey gelecek, aldığı yurt dışı bursta bir terslik olacak diye uyuyamaz hale gelmiştir.

Birileri de tepki gösteren hocaların bunu kendi çıkarları için yaptıklarını, hatta siyasete girmeyi düşündüklerini yaymaya çalışmıştır, mutlaka. En vahim türlerden biridir bu!

Ha tabii birileri de ortalık karışıkken ‘ortalığı karıştıranların’‘raporunu tutma’ ve ‘listesini yapma’ işini üstlenmiştir. Üniversitenin, olmazsa olmazı!

Uzatmaya gerek yok. Üniversite denilen kurum muhtelif zorluk anlarında yaklaşık olarak böyle işler.

Cerrahpaşa’da yaşananlar lüzumundan fazla ileri ve gelişmiş demokrasimizin de, adı üniversite olan kurumlarımızın da içinde bulundukları durumun halini sergilemesi açısından eşsiz bir örnek daha sundu bize.

Yine de iyi tarafından bakalım;

Dekan Duran’ı hiç olmazsa kampüse alırlar, derslere girmesine izin verirler, kampüs kapısında hırpalayıp hakaret etmezler. İnanması güç ama Norveç’te bunu yaşayan üniversiteler, akademisyenler varmış!

Muharrem İnce ise ucuz atlatmış. Ya Cebeci Kampüsü’ne gitmeye, o Las Vegas kumarhanesi benzeri ‘kampüs kapısından’ girmeye kalksaymış. Öyle başka kampüslere benzemez Cebeci, adama haddini bildirirler. Güvenliğiyle, yöneticileriyle, o zavallı yöneticilerin işbirlikçisi, soytarılarla…

Verilmiş sadakası varmış Muharrem İnce’nin.

Herhalde icat edilmişler içinde, en tutarlı, anlamlı ve doğru sloganlardan biridir;

susma, sustukça sıra sana gelecek…

Not ve yazı önerisi: İşini mükemmel yapan ve Türkiye’de kendi alanında bir benzeri olmayan değerli yazar Çiğdem Toker’e rekor bir tazminat davası daha açılmış. Çiğdem Toker’in yanındayız! Son yazısını buraya bırakıyorum.

(diken.com.tr’den alınmıştır.)

 

URL: http://cerideimulkiye.com/?p=43562

Editör - 27 May 2018. Kategori Mülkiyeli Köşe Yazarları, Yazarlar. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım Gabfire themes