sehpalı cümleler – Yücel MERTOĞLU

evde bir sehpa vardı bir başka yere taşımam gereken, ani bir kararla sehpayı kucakladım evden çıktım, ya da sehpayla beraber çıktık, iki asansörden birini çağırmaya çabalarken etrafa bakındım, iki kat altta mukim tanımadığım bir komşumun kapısından çıkan servis elemanı gibi birini gördüm, asansörü o da çağırmasın, diye telaşlandım, fuzuli bir sohbet için gücüm yoktu, gelen asansöre biner binmez köşede sahipsiz ve irice iki poşet gözüme çarpı, poşetler kitaplarla doluydu, üst cenahlarında gördüğüm kapaklarından anladığım kadarıyla, gıcır gıcır lise ders kitaplarıydı, biri sonra taşırım diye bırakmış herhal, derken asansör dördüncü katta durdu, korktuğum başıma geldi, hep tenha olmayı yeğlediğim asansörün kapısı açıldı, açılan kapıdan girenin yüzüne bakmadım, o baktı belki, bakmadım ama aynadan gördüm, kıyafetinden anladığım kadarıyla bir şirket çalışanıymış, göğsündeki armadan anladığım kadarıyla modem filan getirip kurmuştur dördüncü kattaki tanımadığım komşumun evine, hem nete girsin, hem de çok kanal izlesin, konuşsun konuşabildiği kadar, diye, umarım fırsat bu fırsat, bana tanıtım yapma faslına başlamazdı, başlarsa kızardım, aynadan gördüm, kızılacak birine benzemiyordu, sabret, dedim, sinirlenme, dört kat ne ki? hemen geçerdi zaten derken geçti hemen, geçerken aklıma gelmedi değil, hem çalışıp hem açık lisede okuyan biri olabilir mi? yanında da kitaplarını gezdiren, . asansörün kapısı sessizce açıldı, asansör arkadaşım kitap dolu poşetleri güçlükle kucakladı, acıdım, asansörün kapısını tuttum, geç dedim, geçti, geçerken abi sen de geç, dedi, bu defa kapıyı tutma sırası ondaydı, daha açılacak ve örtülecek iki kapı daha vardı, ilkini o açtı örttü, ikincisini ben, ikinci kapıyı açıp örterken çıkması gecikti, abi poşet sağlam değilmiş, sapı koptu dedi, yine göz ucuyla baktım, sapı kopan poşete, kitaplar ha dağıldı ha dağılmak üzereydi, azıcık terledi ama dağıtmamayı başardı, arabası yakın olsa bari dedim, içimden, hızla yürüdüm ardıma bakmadan, zaten hep açık olan sokak kapısından çıkmadan önce, kitapları taşımaya çabalayanın sesi yine, abi araba var mı? diye sordu, önce şaşırdım, sonra kimsin ülen sen, mal bildirimi mi istiyon, benden? yörü git olum, ben aday filan değilim demek geçti içimden, geçse de demedim, var bir tane külüstür, dedim dönüp bakmadan, taşıdığım sehpa da ağırlaşmaya başlamıştı, düşürmeden diğer elime aktarmaya çabaladım, sokak kapısından sonrası hafif bir rampa, ben alışkınım tabi, o rampayı tırmanırken duyduğum sesten anladığım kadarıyla sapı kopan poşet kısmen yırtılmıştı ve kitapların bir kısmı kaldırıma düşüp dağılmıştı sanırım, dönüp baktım bu defa, hem acıdım hem üzüldüm, sehpayı incitmeden yere bıraktım, tam burada bırakayım da fasulyeden nağmeler gibi televizyon dizilerine benzesin, eski zamanların arkası yarınlarını aratsın, sapı kopan, kısmen yırtılan poşetten düşen, dağılan kitapları toplamaya yardım ettim, cümlesi de fragman olsun (virgül)

yarın; arkası az sonra, sabah erken bir vakit ya da yarın geç bir zaman yine, dün geç bir vakit fragman olsun diye, düşen, dağılan kitapları toplamaya yardım ettim dediğime bakmayın, ben dönüp sehpamı yere bırakana kadar asansör arkadaşım düşürüp dağıttıklarını güçlükle de olsa toplamış ve tekrar kucaklamıştı, onun bu çabasını kısmen ve sessizce izlemiştim, bu sessizce izleme halim de bir nevi yardım sayılırdı di mi? arabamı sorduğuna göre arabası yoktu muhtemelen, peşime düşmesi de o yüzdendi kesin, onu ve kitaplarını taşıyayım diye rica ederdi nasılsa ve ben o zaman yardım ederdim. üç beş adım sonra nah edersin dedim, kendi kendime, kime yardım ediyon olum sen, diye ekledim, hırlı mıdır? hırsız mıdır? cani midir? sapık mıdır? gibi sorular aklımda uçuşmaya başladı, her adımda aklımda uçuşan sorular çoğaldıkça çoğaldı, komünist midir? terörist midir? kökü dışarda mıdır? vatan haini midir? o çoğalan ve azını yazdığım sorular eşliğinde bir ter bastı, sormayın, bu yaşımda yardım ve yataklıktan hapse düşme korkusu sardı her bir yanımı,

eyi ki yardım etmedim ve etmem billa dedim, dedim ve rahatladım hemen, sehpama militanca sahip çıktım, sımsıkı sarıldım, kucakladım, külüstürü park ettiğim yere az kalmıştı, ardımdan bir ses daha, asansör arkadaşımdan tabi; abi araban nerede? dönüp bakmadım, yarın bu vakitler dönüp bakarım belki ve o bakışmayla devam ederim (virgül)

mükerrer ve son kez yarın;

köşedeki sahipsiz ıhlamur ağacının kokusundan anladığım kadarıyla rampanın tam ucuna ve külüstüre ramak kalmıştı, kafamı kaldırdım ıhlamura baktım, çiçekleri toplanmıştı yine dalları kırıla kırıla, üzülmedim, ıhlamur da üzülmemiştir sanırım, angaranın bu günlerinde sahipsiz çok ıhlamurlar gibi, sehpamı dökülen çiçeklerini ve kırılan dallarını incitmeden ıhlamurun dibine kodum, zeybek oynar gibi ağır ağır döndüm, döner dönmez asansör komşumla göz göze geldik, kan ter içindeydi, yalvaran bir halde bana baktı, abi gözünü seveyim, çok yoruldum, dedi, kitaplar, kitapların çok ağır, diye ekledi. şaştım kaldım, ne kitabı ülen, dedim, ben dedim, kitapları dedim, kitaplarımı dedim, yıllar önce, dedim, yakmıştım zaten dedim, artık okumuyorum dedim, mal mal bakıştık, terini elinin tersiyle sildi, abi dedi, ben dedi, sana yardım olsun diye taşıdım taşımaya çabaladım, dedi, kitapları dedi, ve sordu yine, bu kitap dolu poşetler senin değil miydi? cevaplamadım, o da cevap beklemiyordu zaten, şaşkın bir halde kitap dolu iki poşeti ıhlamur ağacının gölgesindeki sehpamın yanına usulca kodu, bıraktı, ah kardeş ah diye içlendim, içlenirken birkaç cümle daha kurdum, sen bu ülkeye, bu dünyaya, bu zamana hiç yakışmıyorsun, fazlasın, çok eyi ve çok fazlasın, dedim içimden, sustum, dizi yazarı olsam o asansör komşumu dizinin esas oğlanına tam o anda öldürtürdüm, hem de taammüden, ölümüne cinayet süsü verirdim ibret olsun diye, kaza ya da intihar süsü versem olmazdı, hiç olmazdı, sabah ıhlamur çiçeklerinin kalanlarını toplamaya gelen biri, o kardeşin cesedini bulurdu, bulur ama görmezden gelirdi, kilosu beşyüz lira olduğunu duyduğum ıhlamur çiçekleri daha mühimdi çünkü, kitap dolu poşetler de sahipsiz kalmazdı, o kitapları çöp toplayan çocuklar çoktan kapmış olurdu, okumak için değil elbette (nokta)

URL: http://cerideimulkiye.com/?p=43605

Editör - 12 Haz 2018. Kategori Mülkiye'den Damlalar, Mülkiyeden. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım Gabfire themes