Kazgan 1961 Şaban’a mektup | Ceride-i Mülkiye

Kazgan 1961 Şaban’a mektup

Nur-u aynım Şabancığım,Biliyorsun uzun zamandır sana cevap veremedim. Türlü gaileler, biraz da ihmal arayı böyle açıverdi. Hem sen de çoktandır yazmıyordun ya, ne ise.. Son mektubundan sonra kendi kendime dedim ki; bunca yıllık dostu böyle unutmak olmaz, nihayet o da insan, güceniverir. Ama eminim kızmazsın, ne de olsa birbirimizi biliriz.

Ah Şaban ah,!… Bu şahane sensiz olmuyor. Her yerde her şeyde sen varsın, senden bir şeyler var. An geçmiyor ki seni hatırlamayalım, hele gittikçe sıkılaşan giriş imtihanlarından sonra… Bu öyle garip bir nostalji ki anlamıyorum. Daima sana rastlayacakmışım gibi bir his var içimde. Evet Şabancığım.

Çok sürerse ayrılık, aradan geçse çok sene

Biz sende olmasak bile sen bizdesin yine…

Kendimizi böyle teselli ediyoruz. O kadar vefakâr ve sadıksın ki…

Şahaneyi ne kadar sevdiğini bilirim. Hepsini anlatacağım, te-ker te-ker taf-si-la-tıy-la.

Geçen sene, bildiğin hadiselerden sonra birkaç gün içinde her şey normale döndü. Tüllap (müseccel inekler hariç) bir ay içinde hem hazırlandı, hem imtihana girdi. Tabi zevahiri kurtarmak için şikayetler oldu ama başarı nispeti hocalarımızın gayretine rağmen eski günleri pek aratmadı. Ne var ki bu son durumdan sonra, tüllabın imtihanlara hazırlanma kabiliyeti muhterem hocalarımız tarafından da resmen öğrenilmiş oluyordu. Sütunlu salonda tüllaba yoklamacılık oynayan esbak bakan, sabık dekan, yeni bakan olan Talas Cahit’ten sonra dekanlığa Gürsoy Bedri geliverdi. Ne babacan adam olduğunu bilirsin, gel gör ki o da birkaç gün sonra kovalamaca sahasına kantini ve yatakhaneleri ekleyerek yanına da iki yardımcı alarak yeni bir strateji ile tüllab avına çıktı. Haaa! Bedri dedim de aklıma geldi; Etyemez Hikmetin rivayetine göre – keratanın her ne kadar gözü körse de kulağı deliktir- dekan olduktan sonra Bedri bey hocamız iki defa kramp krizi geçirmiş, Tıp Fakültesine götürmüşler. “Dekanlıktan mı?” diye sorma, niye olduğunu bilirsin.

Şabancığım unutmadan yazayım, geçenlerde bir fırtına “Sur” umuzu yıktı, “Köklü” müzü köksüz bıraktı, Abadan’ı ta Eskişehire Akademiye ticaret hukuku derslerine kadar yolladı. Tahsin Bekir hocamız ise şivesi bozuluyor diye Türkçe derslerinden vazgeçti. Sadun Ağabey, hala ağabey. Son kitabını tüllaba ithaf etti. Aydın Yalçın Şahane’ye döndü. Dersler neşeli geçiyor. Şeytan kulağına kurşun şimdilik Forum’daki yazılarından da bir şey sormuyor.

Aziz kardeşim, malumundur, bu Mülkiyeden her şey çıkar –Tıbbiye gibi değildir-. Yenilerde bir de şövalye çıktı. Kemal Fikret hocamıza Légion d’Honneur nişanı tercih ettiler. Yeni hocamız Üstünel Besim İktisatlı amma emin ol Mülkiyeliyi çok seviyor. Bir dersi geçmiyor ki bizleri yüzümüzü kızartacak kadar iltifata boğmasın. Neyse ki çocuklar altında kalmamağa çalışıyorlar, -ön sıraları bilirsin-. Cumhur’a gelince; sene başından beri beklenen fermanı nihayet geçenlerde okudu. Aslına bakarsan bu müşterek tebliğ gibi bir şey. Tebliğin muhtevasına nazaran; Cumhur bey hocamızla Mazhar bey hocamız mart imtihanının neticelerini göz önünde bulundurarak yaptıkları istişareye dayanarak haziranda pek az tüllabın nihai sevgiliye kavuşacağını tahmin etmişler. Haber bomba gibi patladı. Fakat millet sineye çekti. Neden deme. Aydın Yalçın da işe karışıp bir üçlü ittifak kurulursa sen o zaman seyreyle gümbürtüyü. İsmail Türk, Bülent Daver doçent oldular. Son Avrupa gezisinde, gidenlerin rivayetine göre, tüllabı kendilerinden kıl çekmeye teşvik etmişler. İsmail ne ise amma Bülent idari şubede yoklamadan göz açtırmıyor. Fehmi Yavuz’un bakanlıktan sonra pek paragraf atladığı yok. Lakin “garden cities of tomorrow” ber devam. Seha’cığımızı Orta Doğuya rektör yaptık. İnsan gün geçtikçe yeni şeyler öğreniyor. Şabancığım, Aktan Reşat’ın kızınca etrafı zangırdatacak kadar davudi sesi olduğunun da yeni farkına vardık. Koridordakiler Sur-ı İsrafil zannettiler.

Mazhar’ın bu sene içerde yoklama yapmayıp üstelik kapıdaki idare memuruna da mani olduğunu söylersem hiç şaşma. İş böyle. Neler değişmiyor ki. Birinci sınıfın yeri bile değişti. Tabii ağabeylerin yeri de. Biraz sapa geliyor ama kantin önü yine de epey neşeli oluyor. Şimdilik aşağıda Mülkiye ruhundan ziyade “nane” ruhu var, sabahları arasıra “eşek” ruhu da karışmıyor değil…

İki gözüm, bu sene Şahanede seçilip istifa etmek moda oldu. Siyasi Kutlu genel kurul başkanı iken vazifeyi elyak şahıslara devretme lüzumunu duyarak (Nerden duyduysa) riyaseti Erhan Ülgener’e bıraktı. Ayıhan, davalardaki bütün ciddiyetine rağmen etrafı neden güldürdüğünü ve tüllabın bir ayıya niye inkıyat etmediğini bir türlü anlayamadığından istifayı bastı. Arkasından Maxi Engin disiplin kurulu başkanı oldu. Gayet şiddetli bir iki tebli ile istediklerini ve Şem’i Emre ile Boksör Sami’yi kendine muavin yaptığını ilan etti. Bir müddet sonra da muavinlerini “ahlak-ı Mülkiyeyi muhafaza” ile tavzif ederek çatı katında sıra ile nöbete soktu. Bu yeni fonksiyonundan beri Maxinin otuz iki sayfalık, pulu altı liralık harici mektup göndermekten vazgeçtiği söyleniyor. Müzikal kovboy Alaeddin Nisan hadiseleri sırasında Dernekte tez daktilo etmesiyle daha da popüler oldu.

Tüllab hızlı bu sene Şaban’cığım. Chess Özgen, Katastrof Alaeddin, semaver Yaşar gazetecilik yapıyorlar. Bu vesile ile Katastrof, yalaklık sahasını Şahanenin dışına çıkardı. Şimdilik 15’nci evlenme hikayesinde kader kısmet çekmekle meşgul. Chess haber uğruna kenefte nasıl saklandığını anlata anlata biteremez oldu. Vali Ertuğrul, Çingene Şükrü, Zülküf Ercan basın ahlak yasasını tanımayan ilk gazete diye övündükleri “Mantar”ı çıkardılar. Şahanede çamur sıçramadık bir kendileri kaldı. Sonra nedense Ayıhan’ın nazik yardımlarına ve Cahit Talas’ın devam arzusuna rağmen neşriyatlarını tatil ettiler. Tuna Deniz’e aktı. Gıcık Cengiz bukalemun gibi, ne olduğunu anlayamadık. Küçük ayı Cengiz cemiyete seçildiğinden beri homurdanmaktan vazgeçti. Yalnız kaldığı zamanlarda parmağındaki yüzüğe bakıp tatlı tatlı tebessüm ediyor. Merzeci Hüseyin Kıbrıslı şivesiyle Türkçeyi epeyce öğrendi, hayvanlar alemi ile olan münasebetlerinde gayet müteyakkız. Tarzan İsmet ana mektebinden kimseyi getirmez oldu. Haldun Ayhan ise “Sefaletin Felsefesi” nin zeylini yazmakla meşgul. Köfte Birol kızlara metafizikten bahsetmediği zamanlar “palavracılar”a “safi” konuşmayı talim ettirmekle uğraşıyor. 173,25 TL. lık yüzük hikayesinden sonra bazı şeyleri anlatmakta oldukça “mütekayyız” davranıyor. Lumumba Özer rastladığı yerde iki kat olup üstadım diye elini öptüğü “zoytarı” tıfıl Metinden ustura dersleri alıyor. Traş üstüne de “hatıralar” veya “Paris geceleri”ni sürünüyor. Davar Şener Avrupa seyahatinden döndüğünden beri, az çok anlayanlar, İtalyancanın oldukça değiştiğini fark ettiler. Balaban Hasan, Fakülteye dadanan bir hatunu atlatıncaya kadar epey kovalamaca oynadı. Bu günlerde kolej civarında “dümenli” dolaşamıyor. Davul Uçar göbeğinin istikbalinden endişe ettiğinden Haldun ve Lebit Selçuk’la istişarede, Keleş Selahattin sanatı cemiyet için yapmaktan vazgeçti, “yitirdiğim umutlar üstüne yergi”yi yazıyor ve diyor ki “toptama anlacının tükel düzeyimizin tırfıntıları ile zarpuşturulması vs. vs..”. Feza Veledi Orhan Avrupa’da zamparacılıkı oynadı. Uzun İlhan gündüz 8 saat süren sarhoşluk nöbetlerine girip sütunlu salonda böğürmediği zamanlar ekseriya çaylarda pistte kontrbas çalıyor. Hacivat Alptekin’in, çaldırdığı pardesüyü Balıkçı Sedad’la yaptığı fotoğraf ticaretinden sonra yenilemsiyle “Ortadoğu ve Balkanların en yakışıklı adamı” nöbeti yine nüksetti. Kel Mete, pokerde Madrabazla anlaşıp Kırmızı Bülentle, Sofist Erol’u birkaç defa tığ-u teber eyledi. Kuş Alpay tatil günlerinde kolej önünde beklemeye, olur olmaz yerlerde palto “filan” unutmağa tövbe etti. Dünyanın en yakışıklı devesi Güray Yunan dilberlerine rozetini hediye etti. Fofo Selçuk telefonlu zamparacılık oyunlarında muhatablarına kız orta okulundan olup olmadıklarını mutlaka soruyor. Uskur Tuna ne tarafa çark edeceğini şaşırdı. Kendi dediğine bakılırsa ayaklar periyodik çalışmalıymış. Kaval Nail etrafı işlemekten vazgeçti. Vals-cha cha’yı isteyene öğretiyor. Ehtiyar Erhan’la Kele İlhan, Ürgüb’ün hesaplarını tutuyorlar. İşleri oldukça ağır. Yemek yiyecek vakitleri olmuyor. Şıllık Taner’in hocalarla arası iyi. Kadife bıyık Altan yeğenlerine amcalık ediyor. Marlin Erden, Asumandan neredeyse merkez-i hake düştü. Rikardo Davut okuduktan sonra, herkes Keyens’ı öğrendi. Katolik Orhan mazi sigalı hikayelere başlamadan evvel ve iyi geçen imtihanlardan sonra okunmak üzere yeni bir Pater duası yazdı. Milletvekili Halil İbrahim seyredilir gibi değil, lacivertsiz görünmüyor. Kadir Beğ tüllabla olan münasebetlerini düzenlemek üzere yeni bir nizamname ile Selam talimatnamesi çıkardı. Barbü Erol, Tekel’e kalite kontrolörü oldu. Yalak Gürelin tüllaba yuttturduğu afyonun tesiri nihayet geçti. Şimdi Keleşe şiir yazdırıyor. Şaheserlerden biri şöyle:

Yoz arık çepe!

Eşkin ılgar doru

Güleş özge duru

Yeğ…

Yavru Doğan aktör Aydemirin tesiri ile Bilecikli olduğuna karar verdi. Hoşçan halkayı geçirdi, direksiyonu kaçırdı, P/P Yalçın ile Tuluat Taner orta oyunu oynuyorlar. Dokuzgünoğlu Kemal yenilerde şarkı repertuarını değiştirdi.

Yine meraklanıyorsun Şabancığım. Biraz da Kezban’dan bahsedeyim. Üzülme, kendisi gayet iyidir. Çok da selamı var sana. Kızlarla iyi arkadaş onlardan ayrılmıyor.

Hoş, kızları da onsuz görmedik ya… Hepsi hayatlarından memnun. Her ne kadar bu sene 90 adet afet Şahane’yi şereflendirdi ise de –hikmetin sual olunmaz, ulum-u siyasiyyeye daha mı istidatlılar nedir?- bu bile bizim hatunları şimdiye kadar kantine iki defadan fazla indiremedi. Zaten davetiyesini alacaksın herhalde iki gözüm. Tanton Sevilin hikayelerine yakınlarda parmak araları derili yeni bir ayak daha katıldı. Suay başarısızlıklardan yılmadan habire senorya yazıyor. Tuncay’ın yaptığı belli değil, ara sıra lütfen arzı endam ediyor. Boncuk Gönül başkan olduktan sonra şimşekleri çekiyor “hem zaten artık burayı sevmiyor”muş… Türkan’dan iyi haberler bekleniyor. Yıldız çözüldü, bohem hayatı falan filan diyor. Avustralya’ya tavukçuluk yapmağa gidecekmiş, ama bırakırlar mı hiç? Sen olsan Kezban’a müsaade eder miydin? Tümay hala nahif, deniz havası yarar belki, nasıl olsa epey alıştı. Tülay’ın nişanını biliyorsun, bugünlerde Balinde saat 5 çaylarında daima hazır. Güler dört senedir geçenlerde ikinci defa sinemaya gitti. Şengün hala annesinin sözünden çıkmıyor. Amiralin kızı Gülseren, kararlar arifesinde düşünceli, bazen manasız şarkılar da söylediğini rivayet ediyorlar. Esin, Birgen, Oya kadim nişanlılar grubu. Esin yüzüğünü mümkün olduğu kadar çok gösteriyor. Güllü Seçkin “Petek petek arılar”ı fazla dinleyemediği için meyus amma fıkraları ile etrafı neşelendiriyor. Spaghetti Serim, Avrupa gezisinden sonra çok değişti, evcilikte hususi fikirleri var; asistan ayaklarında, Sugar gri Müşerref henüz sessiz, sedasız, Poldi Sevil, diplomasi ile yakından ilgileniyor, yüzündeki felaket ifadesinin güzelliğinin hususiyetini teşkil ettiğine gerekli şahıslarca ikna edildi. Mısır Püsküllü Gülseren kütüphaneden çıkmaz oldu. Halen maskot İlhan’ın tek aşkı.

Birinci sınıf hatunlarını da şöyle bir tanıtayım, sana. Eksik olmasın çocuklar tasnif ediverdiler, beli 47 cm olanlar filan diye.. Bir Güner var kuğu gibi, ama yalnız. Ayşe tüllaba göre Şahanenin en güzel kızı, biraz kasılıyor tabii. Sen şimdilik bunları, bir de İris’i, Oya’yı, Nilüfer’i bilsen kafi. Hepsi cici kızlar… İşte böyle ciğerparem. Burslar da 250 oldu. Vaziyetimiz sağlam, artık borçlarımızı öderiz sana. Haydi bu seferlik eyvallah, gözlerinden öperim.

Hoşçakal.

AURALİUS

URL: http://cerideimulkiye.com/?p=71

Editör - 17 Şub 2011. Kategori Kazgan'dan, Mülkiyeden. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım Gabfire themes