DAĞ ve ŞİİR – 1 – Süleyman CEBECİOĞLU

DAĞ  VE  ŞİİR  I    (1997 Eylül)   –  Süleyman CEBECİOĞLU

“Ah ,dünya dediğin yeniden yaratılaydı

Feleğin kitabını silbaştan eder

Tutup yazarını daha güzel kâğıtlara

Bir bir yazdırırdık adlarımızı…”

Ömer Hayyam

İLK  GÜN

İlk gün ,saat 11.30 .Saatlerdir tırmanıştayız .Sabah tırmanışa başlarken hava cam gibiydi , güneşten neredeyse gözümü açamıyordum . Şimdiyse kuzeydoğuda hava iyice karardı ,birazdan yağmur inecek. Doğu Kaçkarlar’da 3000m.’de Marsis zirvesinin hemen altındayız ve yağmurdan kaçabileceğimiz hiçbir yer yok .

Evet başladı ,ama yağmur değil ,dolu .Devasa bir kaya duvarına sırtımız dayalı ,dolunun dinmesini bekliyoruz .Bekliyoruz beklemesine ama sağanak hemen bitecek gibi değil ..Derken dolu yerini kar serpintisine bırakıyor .Doğal hali  granit kayaların koyu rengi olan  Marsis şimdi yavaşça beyaza bürünüyor .Az  önce yağan olan dolunun tıkırtıları beni eski masal dünyasına ,yüzyıllar öncesinin bir haiku’suna götürüyor ;

“Dün gece Miguzuki’de

Dağdaki evde uyuduk seninle .

Sabah bir de baktık :

Dünya bembeyaz…”

Kobayashi Issa , 17.yüzyıl

Eriyen dolu ve kar  minik dereler ,çağlayanlar halinde çılgınca akıyor.Doğanın değişkenliğine bir kez daha tanık oluyorum .

“Şu akıp giden kum seline bak ;

Ne durması var , ne dinlenmesi .

Bak birdenbire nasıl  bozuluyor dünya ,

Nasıl atıyor bir başka dünyanın temelini.”

Mevlâna

İKİNCİ  GÜN

İkinci gün , akşamüstü terkedilmiş  Pirşenkaya Yaylası’ndayız .Evlerin çoğu harabeye dönmüş.Yayla geleneğinin çok  eski olduğu bölgede yaylalara gelen son yaşlılar da ölünce ,o güzelim yayla evlerinden geriye şimdi gördüğümüz hüzünlü görüntüler kalıyor .Yeryüzünde bir yaşam biçimi böylece tarihe karışıyor .Yankısız ve geçmişin güzel günlerinden çok uzak evlere bakarken aklıma Bejan Matur’un dizeleri geliyor ;

“Geldiğimde rüzgâr dolu ilk konağa

Günlerce uyudum

Kilimler ve bakırlar arasında .

Rüzgârı sevebilirdim

Kapılar ve pencereler olmasa .

On yılım geçti rüzgârla

Üşüdüm her konakta

Konuşmanın ne anlamı var diyordum

İnsanın yankısı olmasa”

ÜÇÜNCÜ  GÜN

Üçüncü gün ,Altıparmak sırtından Didvake’ye (3300m.) tırmanıyoruz .Hava çok güzel .Doğa bu kez sevimli yüzünü gösteriyor bize.Yükseldikçe kuzeyden gelip üzerimizden güneye inen bulutlar güzel manzaralar seriyor önümüze.Günlerdir deklanşöre basmayı özlemiştim , tırmanışa zaman zaman ara verip çekim yapıyorum. Bulutlar hiç durmamacasına akıp gidiyor, kimbilir  nereye ?

“Akşamüstü oturdum yol kıyısına

Düşündüm :

Ne kalacak bizden geriye ?

Balkan Yaylası’ndan ve bozkırlardan

Kafdağları’na giden şu bulut

Sonsuz mevsimlerde esmerleşen

Şu toprak ve derin çınar ağacı

Biz yokken de vardı…”

Onat Kutlar

Yolda olma duygusu , gezginin ruh hali beni bir başka şiire götürüyor :

“Ağırlığı can dinginliğinde iz bırakmıyor

Ve yurdu çok geçmeden bir sepet dolusu rüzgâr.

Biz yolcular ,dokusuyuz gittiğimiz yolların

Konarız kuşlar gibi akışına zamanın .”

Cecil Day Lewis

DÖRDÜNCÜ  GÜN

Dördüncü gün ,Doğu Kaçkarlar’dan Ana Kaçkar’a , Barhal /Yusufeli’nden Fırtına Deresi’ne gidiyoruz .Kaçkarlar’ın güney yüzü kuzeyinden çok farklı .Orman örtüsü çok az ,yer yer iç Anadolu bozkırını andırıyor. Ama derin vadiler ve kanyonlarda coşkuyla akan Çoruh Nehri bu bölgeyi bozkır görünümünden kurtarıyor . Aklıma yine bir yol şiiri geliyor ,ama kendi yazdığım dizeler :

“Kaygı verici

Bir vadi sanki yaşam .

Kurumuş  ırmak  yatakları

İnsanın içine işleyen mor dağlar

Sessizce gidiyorlar .

N e r e y e ?

Yol tedirgince .

Sonra bir ırmak beliriyor :

Küçük ,öykünen ve duygulu .

Görünüşüne bakılırsa

Çocuklar gibi mutlu “

Süleyman Cebecioğlu , Yol Türküsü

BEŞİNCİ  GÜN

Beşinci gün . Bizim Lada Niva  Çamlıhemşin çıkışında arıza yapıyor .Hemen Rize/Pazar’daki arkadaşlardan yardım istiyorum .Ertesi gün öğleye kadar zorunlu bir mola veriyoruz .Hesapta olmayan bu molaya çok kızan yol arkadaşım Mehmet’e ,aşağıdaki Lorca şiirinin final dizesini değiştirip “varamam Verçenik’e” diyerek takılıyorum ;

“Ay kocaman ,at kara

Torbamda zeytin kara .

Bilirim de yolları

Varamam Kurtuba’ya…”

F. G. Lorca

ALTINCI  GÜN

Altıncı gün .Yorgun Lada Niva’mız oflaya puflaya üç saatte bizi  Palovit sırtına çıkardı (2900m.) .Ama yoğun sisten ne Kaçkar zirvesi,ne de  Tirovit Yaylası  görünüyor.Akşam sisinin içinde kaybolurken yavaş yavaş bizi ıslatan damlalarla birlikte sadece doğayı duyumsuyorum .Farkında olmadan yapılan bir tür meditasyon gibi .

“Günün de ömrümün de son demleri .

Bunu biliyor ve tadını çıkarıyorum

Serin alacakaranlığın .”

Kobayashi Issa

YEDİNCİ  GÜN

Yedinci gün . Yorgunuz ,artık ayaklarımız sızlıyor .Ama rotayı bitirmeliyiz .Daha önce çıkmadığım bir rotadan devasa  morenlerin arasından ,üstünden Verçenik Dağı’nın (3711m.)  kuzeydoğusundan tırmanıyoruz .İki saat sonra Kapılı Göller denilen , dört buzul gölünün yükselen setler halinde yükseldiği o muhteşem çanağa iniyoruz .Hava çok güzel .Hafif bir tempoyla 1.5 saat sonra Verçenik buzul çanağıyla İspir -Tivosor Yaylası’na birleştiren sırttayım (3300m.) .Yaylacılar bu bıçak sırtı yere Hemşin Gediği adını vermişler .Hava akımı aniden hızlanıyor .Rüzgâr uğultulu ve sert .Islık çalarak beni sallıyor .Ayakta duramıyorum .Fotograf çekmek ancak oturarak mümkün .Döne döne  fotograf  çekiyorum.Batı yönünde Ovit ve Cimil Yaylaları’na uzanan vadiler dalga dalga uzanıyor .Güney yönünde ise hemen önümde Mal Gölü ile  Tivosor ve Salaçur Vadileri uzanıyor.  Gözümü nereye çevirsem karşımda yeni bir poz duruyor …

“Bir gün kadrim bilinirse

İsmim ağza alınırsa

Yerim soran bulunursa

Benim meskenim dağlardır.”

Sebahattin Ali , Dağ ve Rüzgâr

Bu Verçenik’e  kaçıncı gelişim unuttum . Her gelişimde bana çok güzel ,farklı  tad ve keyifte görünümler verdi.Belki zor bir dağ ama Kaçkar zirveleri içinde bence en keyiflisi .Akşamüstü  Çat Köy’e  dönerken içimi dönüş hüznü kaplıyor .Kaçkar’la vedalaşmak hep zor olmuştur .Bu kez de öyle.

Sözcüklerin dünyasından uzakta sadece gözlerimle vedalaşıyorum Kaçkar Ana’yla.

“İlerde ol bütün ayrılışlardan ,hepsi arkanda kalsın

kış gibi ,şu geçip gitmekte olan .

Çünkü öyle sonsuzca kıştır insan ,kışın

ki yenilmez artık yüreğin ,kışı bir atlatırsan..”

R. M. Rilke , Orpheus’a Soneler

URL: http://cerideimulkiye.com/?p=947

Editör - 29 Mar 2011. Kategori Bizim Meydan, Gezmeye Gitmek, Şiir, Yaşam, Yazarlar. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

2 yorum - “DAĞ ve ŞİİR – 1 – Süleyman CEBECİOĞLU”

  1. semra koçdemir

    süpür okurken bende o dağlarda gezindin dağları çok seviyorum hatta ev tutarken bile evimin bir penceresinden mutlaka dağlar görünecek olmazsa olmazlardan biri dağların gizemi bende çok değişik duygular yaratır.süleyman cebecioğlu yani benim dostum da buralara gitmişti ve videolarını izledim fotoğrafların gördüm Dağ ve rüzgadı çok beğendim”Birgün kadrim bilinirse
    ismim ağza alınırsa
    Yerim soran bulunursa
    Benim meskenim Dağlardır.”
    teşekkür ederim .içimden geldiği gibi yazdım sevgiler…….

  2. Ayla Önder

    Ben böyle yorum görmedim. Böyle bir doğa tasviri duymadım.. Teşekkürler. Süper bir yazı

Yorum yaz

Arşivde ara

Tarih bazında ara
Kategori bazında ara
Google bazında ara

Foto Galeri

Giriş | Tasarım Gabfire themes